ABD-Türkiye-Rusya üçgeni ve Kafkasya`dakı çıkar savaşı: Bölgeyi neler bekliyor?

Yenicag.az`nun sorularını Kafkasya sorunları uzmanı, tarihçi – kartvelolog Dr. Fevzi Çelebi yanıtladı.

– Suriye’deki son gelişmeler, Ankara için neyi ortaya koydu ve Türkiye Hükûmeti bu olaylardan nasıl bir sonuç çıkarmalı?

Dr. Fevzi Çelebi

– Soçi Mutâbakatı’yla Türkiye’nin denetimine bırakılan, M4 (Halep-Lazkiye) ile M5 (Halep-Şam) karayollarının da geçtiği Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib’in azımsanmayacak bölümü İran ve Şam rejiminin oluşturduğu “Şam Cephesi’nin” müdâhaleleri sonucu, Rusya’nın kontrolüne girdi. Astana Barış Sürecine rağmen bu üç unsur tarafından bölgedeki Türk Ordusu’nun da istenmediği açıktı.
Ağır sonuçları olacak bir saldırıda bulunabileceği düşünülmese de, Türkiye’nin etkinliğini kısıtlamak adına Rusya’nın hareketlenmesi, bu ülkeyi tanıyanlar için beklenen bir durumdu. İdlib’de Türk Ordusu 33 askerini şehit verdi. Bu saldırıyla Rusya bazılarının hayal ettiği, aslında pek de umurunda olmayan ancak kendisinin “güvenirliliğini” vurmuş oldu.

Soçi Mutâbakatı’nın Türkiye tarafından ihlâl edildiği Rusya tarafından dile getirilerek, İdlib’deki “terör unsurlarına” yönelik operasyonlarda Şam rejimine destek vermeye devam edecekleri açıklandı. Rusya Savunma Bakanlığı “saldırı yapılan yerde Türk kuvvetlerinin bulunduğunu bilmediklerini” söylüyor, ardından Türkiye de Milli Savunma Bakanı’nın bizzat yaptığı açıklamayla “Türk birliklerinin yerlerinin önceden Rusya’ya bildirilmiş olduğunu, ayrıca Türk birliklerinin yakınında farklı hiçbir silahlı grubun bulunmadığı” öğreniliyordu. İlk atışa müteakip bir kez daha uyarı yapılmasına rağmen saldırı devam etmiş, bu hava saldırıları sırasında ambulanslar dahi hedef alınmıştı.

Abazalar ve Osları Gürcülere, Ermenileri Azerbaycan Türklerine kim ve nasıl saldırtmışsa, saldırganlar hangi silahları kullanmışlarsa o kişiler ve silahlar Şam rejimi aracılığıyla İdlib’de Türk askerini de vurmuştur. Hiçbir BM üyesi ülke tarafından tanınmayan Dağlık Karabağ’a (Artsah) Abhazya ve Güney Osetya’yı kim tanıtmışsa, Şam rejimine de bu yasadışı oluşumları devlet olarak kabul ettiğini o ilân ettirmiştir. Şam rejimi Rusya talep etmeden adım atamaz.
Sanırım artık Türkiye’de Rusya’yı tanımayan kalmadı. Rusya, Gürcistan ve Ukrayna’da ulaştığı sonuçları almak için, Suriye’de Şam rejimin silahlı kuvvetlerinden azami ölçüde faydalanmak üzere “az sayıda asker konuşlandırmış” çıkarcı bir eylemci olarak bulunuyor.

Elbette ki “durumun stabilizasyonundan” sonra asker sayısı arttırılacak ve kolonizasyona yönelecektir. “Bu gün için” ütopik gelebilir ancak, Rusya’nın sıcak denizlere indiği yeni topraklarına ulaşabilmeleri için karayolu ve demiryolu gereklidir. Ruslar; ilhaktan sonra Karadeniz kıyısındaki kaleleri üzerinden artık kendi toprakları olduğunu söyledikleri Kartl-Kakheti Krallığı topraklarına “yardım” götürmek istediklerini bildirmişlerdi.

Talep aslında Rusların Osmanlı etkisi ve kontrolündeki bütün Gürcü topraklarını karayoluyla askeri ve sivil olarak sürekli kat edip geçme istekleriydi ve bu da kısmen Osmanlı kontrolünde bulunan batıdaki Gürcü topraklarının da Ruslar tarafından diplomatik bir dille talebini içeriyordu. Devamını hepimiz biliyoruz. 1917 devrimleri olmasaydı Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’dan aşağıya doğru ineceklerdi. Rusların koruyucu azizi Aziz Nikolaos Antalya Demre’deydi.

Elbette uluslararası siyasi, ekonomik ve kültürel hususlarda ülkesel ve global faydalar gözlenerek ilişki kurulabilir ancak bilinmelidir ki: Rusya’yla yapılan antlaşmanın değeri imza atılan kağıdın değeri kadardır.

– Gürcistan`ın NATO`ya üyeliği Rusya tarafından nasıl karşılanır sizce? NATO`ya üyelik, Rusya tarafından işgal edilmiş Apkhazeti ve Samkret Oseti bölgelerinin geri alınması sürecini etkileyebilir mi?

– Gürcistan stratejik olarak NATO’ya katılmak hazırdır. Türkiye’nin NATO üyeliğinin sebebi ne ise Gürcistan’ın NATO üyeliği talebinin sebebi de odur.

Gürcistan’ın NATO üyeliği elbette Rusya’yı ciddi manada rahatsız edecektir. Gürcü topraklarının yaklaşık yüzde yirmisine tekabül eden Apkhazeti ve Samhret Oseti Rus işgalinde.
NATO Sözleşmesi kapsamında 4. madde: “Taraflardan herhangi biri, Taraflardan birinin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı ya da güvenliğinin tehdit edildiğini düşündüğü zaman, tüm Taraflar birlikte danışmalarda bulunacaklardır” derken 5. madde ise: “Taraflar, Kuzey Amerika’da veya Avrupa’da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldın olursa BM Yasası’nın 51. Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan Taraf ya da Taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır. Böylesi herhangi bir saldın ve bunun sonucu olarak alınan bütün önlemler derhal Güvenlik Konseyi’ne bildirilecektir. Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve korumak için gerekli önlemleri aldığı zaman, bu önlemlere son verilecektir” diyor.

Rusya, sözde devlet başkanlarının dahi Putin için oy kullandıkları Apkhazeti ve Samhret Oseti bölgelerini her ihtimale karşı henüz doğrudan kendi topraklarına kattığını ilan etmiş olmasa da görüldüğü üzere sistemini oturtmuş durumda. Dolayısıyla Gürcistan’ın üyeliği gerçekleştikten sonra bir NATO üyesi ülkenin topraklarını işgal etmiş olacaktır. Henüz üye olmamasına rağmen, NATO Gürcistan’ın toprak bütünlüğü ile egemenliğine somut destek veriyor.

– ABD basınında NATO`nun İncirlik`teki üssünün Gürcistan`a taşınması haberleri yer aldı. Bu hususta ne söyleyebilirsiniz?

– Gürcistan, Ukrayna ve şimdi de Suriye olaylarında büyük ölçüde Rusya’nın hedeflediği sonuçların ortaya çıkması, ABD’nin komşu coğrafyalar olan Kafkasya ve Ortadoğu’da konumunu zayıflattığı bir gerçek.

Vaktiyle; Komünizmin yayılması, 1949’da SSCB’nin de atom bombası yapması, ABD’nin endişelenmesine sebep olmuş, yakın bölgelerinde askerî üsler kurularak SSCB’nin “gözetlenmesi” kararını alınmıştı. SSCB tehdidi karşısında Türkiye’nin yalnız kalması, ülkenin bu örgüte üyelik için çaba göstermesinin önemli sebebini oluşturmaktaydı.

Komünist Parti’nin SSCB artık yok. Ancak kendi topraklarındaki özerk yönetimleri toponimlere dönüştüren ve SSCB coğrafyasının tümünü etkisi altına almaya çalışan Nasyonalist Putin Rusya’sı (sözde Federasyonu) var.

Dış Politika Araştırma Enstitüsü Avrasya Programı üyesi Miro Popkhadze’nin Washington ve Ankara arasındaki sorunlar üzerine kurulmuş bu yaklaşımını doğru bulmuyorum. İncirlik olduğu gibi kalmalı, Gürcistan’da da en az İncirlik kadar güçlü bir üs kurulmalıdır.

– İvanişvili`nin Batı ve Rusya`nın ortak adayı olduğu yönündeki söylentiler ne kadar mantıklı?

– İvanişvili grubu Gürcü Milleti’nin adaylarıdır. Burada Gürcü Milleti’nden kastım bütün Gürcistan vatandaşlarıdır. Elbette bir denge unsuru olarak seçmen tarafından tercih edilmiş durumdalar. Dolayısıyla Batı ve Rusya ile Gürcistan’ın toprak bütünlüğü bağlamında ülkenin gelişmesini hedefleyerek siyasetlerine devam ediyorlar. Elbette programları tartışılabilir.

– Rus ve Ermeni medyası Gürcistan için “Türkiye tehdidi” konusunu hep gündemde tutmaya çalışıyor. Sizce Gürcistan için bölgede en büyük tehdit ve tehlike kim?

– Gürcistan’ı tanıyan Sosyalist geçmişi olmayan ilk ülke Türkiye Cumhuriyeti’dir. Sınırları uluslararası alanda kabul görmüş Türkiye ve Gürcistan için karşılıklı her hangi bir tehdit yoktur. Kuzeydoğu Anadolu Türkiye’nindir, Samtskhe-Cavakheti ve Açara Gürcistan’ın, tıpkı Şulaveri’nin Gürcistan’a, Zakatala’nın Azerbaycan’a ait olduğu gibi. Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan’ın “tartışılabilir” toprakları yoktur. Gürcistan ve Azerbaycan arasında halli beklenen tek husus Gürcü ve Azerbaycan askerlerinin birbirlerine ikramda bulundukları Davit Gareca’ya girişitir. Üç ülke de Birbirlerinin toprak bütünlüklerini ve sınırlarını tanıyorlar.

Bunun aksi sorduğunuz sorunun muhatabı için mükemmel olur. Zviad Gamsakhurdia, SSCB’nden ayrılındıktan sonra bir yılı bile bulmayan kısa iktidarı döneminde Gürcistan’ın dış politika söylemini, bağımsızlığı güçlendirecek ve toprak bütünlüğünü sağlayacak ilişkilerin kurulması hedefi üzerine inşa etmiş ve “Rusya’yı, Gürcistan’ın bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünün önündeki en büyük tehlike” olarak tanımlanmıştı.

Konuştu: Kafkas Ömerov

www.yenicag.info

539