Devrinin satira üstadı Mirza Elekber Sabir

ELEKBER TAHIRZADE’NİN 160 YILDÖNÜMÜ ANISINA

Divan edebiyatının gelenekleri ile yetişen Sabir, Türk edebiyatında tamamen yeni bir şiir uslubunun temelini attı. Genceli Nizami, Füzuli ve Nesimi’ye nezire yazan, ama çoğu zaman taklitçilikten ileri gitmeyen, halktan, onun fikir ve düşüncelerinden, sosyal hayat ve mücadelesinden uzak, gazel şiirinin yerine Sabir, kılıç kadar keskin bir mizahı şiir getirdi. Hocası Seyid Azim Şirvani gazel edebiyatının son büyük üstadı olduysa, Sabir de yeni şekil ve konulu, sosyal muhtevalı mizahı şiir mektebinin ilk büyük temsilcisi olarak tarihe geçmiştir.
Mirza Elekber Sabir (Tahirzade) yaşadığı devirde yeni mizahı şiirin ve satirik akımın kurucusu olmuştur. O muhitte yazdığı satirik şiirler bugün de aktualdır Mirza Elekber Sabir 30 Mayıs 1862 yılında doğmuş. 9 Mayıs 1962 yılında yani üstat şairimizden yüz yıl sonra ben doğulmuşum. Mirza Elekber Sabir’in doğum yılı arifesinde şairin hayatı ve eserleri üzerine yazılar yazmak, hepimizin boynumuzun borcu olmalı. Çünkü Sabir’in yazdığı mizahı şiirler bugünümüz aynasıdır. Yaşadığı muhitin sosyal hayatın tüm alanlarını aydınlatan, bazı yobaz mollaların halka karşı ikiyüzlülüğünü, zengin servet sahiplerinin açımasızlığını, aydınların bugün olduğu gibi halktan uzaklaştığını, idarecilerin (bey ve hanların) halka ettiği zulümleri, millet namına konuşanların sahtekarlığını görerek susmayan korkusuzca yazan bir kalem sahibidir Sabir.
Mirza Elekber Sabir Azerbaycan ve tüm Şark edebiyatında, yeni mizah şiirinin üstadı ve kurucusudur. Şairin asıl adı Elekber soyadı Tahirzadedir. Sabir şiirlerinde kullandığı mahlas, takma adıdır. Şamahı’da bir tüccar ailesinde doğmuş, Şamahı muhitinde babası Hacı Zeynalabdin aşırı dindarlığı ile tanınırdı. Sabir’in çok okunan hatta çoğumuzun ezbere bildiğimiz şu mısraları; ‘tuttum oruç iremazanda, iki gözlerim kaldı kazanda, mollam da döyür yazı yazanda şiirini medresede iken sekiz yaşında yazmıştır. İlk öğrenimini medresede alan şair Kur’an ayetlerini, Sadi Şirazi’nin Bustan ve Gülistan şiirlerini ezberliyordu. İlk şiirini sekiz yaşında yazmış ve Azerbaycan’ın ikinci büyük satira ustası oalan Seyid Ezim Şirvani’nin (1835-1888) Şamahı’da açtığı yeni (Usul-i Cedit) okulunda devam etmiştir. Öğrencisinin şairlik istidadını gören Seyid Azim, onunla daha ciddi meşgul olmaya başlar. Sabir’i şiir yazmaya teşvik eder. Sabir’in ilk şiirlerinden birini okuyan hocası Seyid Azim Şirvani çok etkilener ve Sabir’e Genceli Nizanmi’nin Hamse’sini hediye eder. Sonralar rivayete göre hayatının maddi açıdan ağır ve zor dönemlerinde, bir kitapçı Hamse’yi ondan yüksek fiyata satın almak istediğinde, Sabir acı (yakarlı) ona şöyle cevap vermişti: Sabir çöreksiz yaşar Nizami’siz yaşamaz.
Seyid Azim’in usul-i cedit okulunda geçirdiği eğitim yılları, klasik şark şairlerinin eserleri ile tanışma, Sabir’in şairlik istidatının ortaya çıkmasında büyük rolü olmuştur. Sabir onbeş yaşlarına geldiğinde babası oğlunun yeterli eğitim gördüğünü düşünerek onu okuldan zorla geri alarak dükkanda ticaretle uğraşmasına çalışır. Bu cansıkıcı dükkanda oturmak zorunda kalan şair, burada da şiir yazma kitap okuma alışkanlığını devam ettirir. Bir defasında babasının, onun şiir defterini yırtması üzerine, ailesinden ve doğduğu şehirden kaçarak Buhara’ya giden bir kervana katılmış ancak yarı yolda akrabaları tarafından geri döndürülmüştü. Bu olaydan sonra babası bir daha oğlunun hayatına müdahale etmemiş ve aile içerisinde manevi bir özgürlük kazanan Sabir daha büyük hevesle edebiyat çalışmalarını sürdürerek yeni şiirler yazmaya başlamıştı. Edebiyat alanında hocası Seyid Azim Şirvani onun en büyük yardımcısı olmuştur.
1883’te kutsal yerleri ziyaret bahanesiyle Şamahı’dan çıkan Sabir, öğrenim yolu ile öğrenemediklerini geziler yoluyla öğrenmeyi pilanlar. İki yıla yakın bir sürede Horasan’ı, Nişabur’u, Buhara’yı ve Semerkandı gezip dolaşır. O tarihlerde Bahçesaraydan Kırım Türkü aydınlarından Tercüman gazetesinin kurucusu arriri ve redaktörü Gaspıralı İsmail Bey’in Buhara ve diğer şehirlerde usul-i cedid okullarının açılması için Buhara ve Semerkandi ziyareti bilinir. 1885 yılında vatana dönen Sabir, 1886 yılının ilk başlarında Kerbela ziyareti adı altında yeni bir seyahate çıkar. Ancak birkaç ay sonra babasının ölüm haberini alarak Şamahı’ya döner. Yirminci yüzyılın başlarında Sabir, bir şair olarak Türk edebiyatında henüz tanınmamamktaydı. Şairin yazdığı gazel ve kasideler hiç bir yerde yayımlanmamıştı. sabirin şiir yazdığını, yalnız yakın arkadaşları ve çevresi biliyordu.
1901 yılında tahsilini bitirip Şamahı’ya dönen Abbas Sehhet ve diğer şairlerle tanışma, yeni şiirin nasıl olması gerektiği hususunda devamlı tartışmalar, Sabir’in; sosyal hayattaki fonksionuyla ilgili tavrının değişmesine neden olur. Hayatının otuz yılını şiirle geçirmiş şairin ilk şiiri 1903’te Tiflis’te Şark-ı Rus gazetesinde yayınlanır. Bu aynı zamanda Sabirin sosyal muhtevada yazdığı ilk şiiridir. Sabir’in istidad ve edebi başarısının ortaya çıkması, aslında 1906’da Tiflis’te Celil Memmedguluzade’nin başyazarlığında, Molla Nasreddin mizah dergisinin yayımlanması ile gerçekleşti. Sabirin 1906-1911 yıllarında bu dergide Hophopname takma adı ile yayınlattığı mizahi şiirler Türk şiiri tarihinde yeni bir devrin, yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bütün Şark’ta sesini duyuran, kısa zamanda yalnız Azerbaycan’da değil, İran’da Türkiye’de Türkistan’da devamcıları yetişen bu yeni şiir uslubunun mimarı olan Sabir ise hayatını Şamahı eyaletinde küçük bir dükkanda, sabun bişirip satmakla geçiriyordu.
1907’de Şamahı’da bir okul açmak düşüncesi ile Maveray-i Kafkas Müslümanları Din İdaresi’nde sınavlardan geçmek için izin alar. 1908’de sınavlardan başarıyla çıkan Sabir, Şamahı’da Ümid adlı (usul-i cedid) yeni usul bir okul açar. Bu okulda yeni usulda hem eğitim, hem de hocası saydığı Seyid Azim Şirvani’nin geleneklerini devam ettirmeye çalışmıştı. Ama cahil ve fanatik hemşehrileri, şaire bu okulu çalıştırma imkanı vermediler. Hiç kimse çocuğunu bu usul-i cedit okuluna vermek istemediğinden, kısa zamanda Ümid okulu kapandı. Şairin maddi ve manevi sıkıntılarına kendi ve ailesinin geleceğinden endişe de eklenmişti. Din adına halkı aldatan yobaz mollaların, ikiyüzlü olmalarını, beylerin, hanların, servet sahiplerinin halka karşı zulümlerini, milli hislere yabancılığını açklayan ateş gibi yakıcı, kamçılayıcı şiirlerin yazarının Sabir olduğu bilindikten sonra, şairin hayatı tehlikeye girmişti. Hatta 1908’de Sabir’in Molla Nasrettin dergisindeki mizah şiirlerine kızan fanatik hemşehrilerinden birisi onu öldürmek istemişti. Bu türlü fanatikler aynı tarihlerde İrevan’da yayımlanan Lek-Lek dergisinin baş redaktörüne karşı saldırılar olmuş öldürülmüştü. Sabir Şamahı’da açtığı Ümid okulu kapandıktan sonra bu şehirde kalmanın mümkünsüz olduğunu görerek Bakü’ye göçeder.
Sabir Bakü yakınlarındaki Balahanı denilen kasabada Saadet okulunda öğretmenlik yapmaya başlar. Şiirlerini Molla Nasrettin dergisi ile bir arada Bakü’de yayımlanan çok sayıda gazete ve mecmuaların sahifelerinde görülmeye başladı. 1910’da ağır hastalanan şair, tedavi için Tiflis’e gider. Burada Celil Memmedguluzadenin evinde yaşar kendisinden ve hanımı Hamide Hanım Cevanşirden büyük iyilikler görür. Celil Memmedguluzade Tiflis’in en iyi doktorlarını hasta şairin tedavisi için seferber ettiyse de artık geç kalındığında hiç bir şey yapılamaz denildi. Sabir ise ameliyat olmaya razı olmaz. “Benim karnım para çüzdanı değil açıp bakasınız, sonra da kapatasınız” diye hayatının en ağır günlerinde bile mizahtan geri kalmaz. Hastalığı gittikçe ilerleyen Sabir doğduğu Şamahı’ya getirilir, burada hayatının son günlerini hasta yatagında geçirir. Sag iken gelecegini kırk yıllık edebi külliyatını dostu ve hocası Abbas Sehhet’e vasiyet ederek 12 Temmuz 1911’de hayata gözlerini ebedi yumar.
Henüz çok erken 49 yaşında hayattan göçen Sabir’in, sağlığında hiç bir kitabı yayımlanmamıştı. Ölümünden bir yıl sonra edebi faaliyeti Sehhet ve yenilikçi Azerbaycan aydınlarının birge hazırladıkları “Hophopname” adlı kitap gün yüzüne çıkarıldı. Oldukça kısa bir süre içerisinde “Hophopname” Azerbaycan’da çok ün kazandı. Azerbaycan Türklerinin en çok ilgi gösterdiği bu kitap hemen hemen her evde vardı. Ondokuzuncu yüzyılın başlarında Türk edebiyatında tanınmayan Sabir Hophopname eseri ile Fuzuli’nin “Divan”ı Nizami’nin “Hamse”si gibi Türk edebiyatında büyük bir merhale oluşturacak edebi olaylardan birine dönüştü. Maalesef bütün bunlar şairin ölümünden sonra gerçekleşti. Sabir Türk edebiyatı tarihinde ilk milli şair olarak tanındı.
Sabir; Fuzuli, Seyid Azim Şirvani gibi büyük üstatların etkisi altında bir şair olarak yetiştiyse de, ileri görüşlükle ondokuzuncu yüzyılın yeni, çağdaş ruhlu, çağdaş şekilli, ve en önemlisi halkı uyaran, ona dert ve belalarını anlatan, bu dert ve belalardan kurtuluş yolunu gösteren bedii eserler talep ettiğini gördü ve bu tür şiirin mükemmel örneklerini yarattı. Her bir büyük şairin devamcılarının, takliyçilerinin meydana çıkması için on yıllar, hatta yüzyıllar gerektiği halde, Sabir son derece verimli geçirdiği altı ayda, şiir alanında kendi devamcılarını ve taklitçilerini gördü. Bütün Doğu Edebiyatını kapsayan yeni edebi mektebin üstadı ve kurucusu olarak ün kazandı.
Yurtseverlik, Sabir mizahının en önemli öğelerindendir. O, halkını zarif gazellerle, gülden bülbülden, çiçekten, böcekten, güzelden yazarak uyutmaya değil, acı gülüşlerle tedavi etmeye kalkıştı ve bunda da muvaffak oldu. Sabir ve onun devamcıları, Molla Nasreddin dergisi etrafında birleşerek, ondokuzuncu yüzyıl Türk şiirini, o döneme kadar hayal bile edilemeyen bir zirveye yükselttiler. Şairin aşağıda vereceğimiz şiiri de günümüz açısından çok önemlidir.

Bu çerh-i felek tersine dövran edir imdi,
Fehle de özün dahil-i insan edir imdi.

Olmaz bu ki, her emre dehalet ede fehle,
Döletli olan yerde cesaret ede fehle,
Asude nefes çekmeye halet ede fehle,
Yainki hukuk üste edavet ede fehle…

Bu çerh-i felek tersine dövran edir imdi,
Fehle de özün dahil-i insan edir imdi.

Fehle, mene bir söyle, neden hörmetin olsun?
Ahır ne sebeb söz demeye kudretin olsun?
El çek, bala, dövletlilere hizmetin olsun.
Az-çok sene verdiklerine minnetin olsu.

Bu çerh-i felek tersine dövran edir imdi,
Fehle de özün dahil-i insan edir imdi.

Dövletli amandır, özünü salma belaye,
Fehle sözü hakk olsa da , bakma o sedaye,
Yol verme nefes çekmeye hergiz fükaraye,
Öz şenini puç eyleme her bi-ser ü paye!..

Bu çerh-i felek tersine dövran edir imdi,
Fehle de özün dahil-i insan edir imdi.

Aldanma, fegirin olamaz egli, zekası,
Cün yoktur onun sen kimi pakize libası,
Yok serveti, yok dövleti, yok şalı, ebası,
var köhne çuhasi,dexi bir tekçe gebası…

Bu çerh-i felek tersine dövran edir imdi,
Fehle de özün dahil-i insan edir imdi.

 

İstersen eger olmağa asude cahanda ,
Ta olmayasan gemlere alude cahabnda,
Fehle üzüne baxma bu bihude cahanda,
Öz fikrini çek, ol dexi fersude cahanda…

Bu çerh-i felek tersine dövran edir imdi,
Fehle de özün dahil-i insan edir imdi.

Gör milletinin derdini ahtarma devasın,
El çekme yetimin başina, kesme sedasın,
Zinhar goyub dehrde bir xeyir binasın ,
Yad eyleme, şad eyleme millet fügerasın.

Bu çerh-i felek tersine devran edir imdi.
Fehle de özün dahil-i insan edir imdi.

Bu felegin çarkı şimdi tersine dönüyor; işçi de kendini adamdan sayıyor.

Mirza Elekber Sabir’in bütün şiirlerinde acı bir gülüşü görebiliriz. Bu acı gülüş bugün Azerbaycan’da daha aşikar görünür. Şairin “Ne İşim Var” mizahlı şiirinin yalnızca bir mısrasında bile halka tepeden bakan, yüksek kürsülerden konuşan sahte idarecileri görmekteyiz.

Millet nece tarac olur olsun ne işim var?!
Düşmenlere möhtac olur olsun, ne işim var?!
Goy men tok olum, özgeler ile nedi karım,
Dünya vü cahan ac olur olsun, ne işim var?!

Her millet eder sehfe-yi dünyade tereggi,
Eyler here bir menzil-i mevada tereggi,
Yorgan döşegimde düşe ger yade tereggi,
Biz de ederik alem-i röyade tereggi;

Millet nece tarac olur olsun ne işim var?!
Düşmanlara möhtac olur olsun, ne işim var?!

Aşağıda Türkçeden Türkçeye uyalama

Her millet dünyanın bir sahfasından ilerleme kaydeder. Her biri yurt yolunun bir menzilinde ilerleme kaydeder. Eğer uykuda aklıma ilerleme gelirse, biz de rüya aleminde ilerleriz. Millet nasıl yağmalanırsa yağmalansın, ne işim var?!
Düşmanlara mühtac olursa olsun, ne işim var?!

Sevil İrevanlı Uluslararası Vizyon Üniversitesi.
Kuzey Makedonya Gostivar.