“Ermeni militan Azerbaycan Türkünün bebeğini alıp, kütüğün üstünde paramparça etti" - Karadağlı faciasının canlı şahidi gördüğü vahşeti anlatıyor  

Azerbaycan son 25 yıldır şubat ayında iki büyük trajedisini acıyla anıyor. Ermeni vahşetini öncelikle canlı tanıklardan dinlemek gerekiyor. Hocalı’dan daha önce Ermeniler tarafından gerçekleştirilen Karadağlı faciası pek bilinmemekte ve hatta bu vahşeti yaşayanlar dikkate alınmamaktadır. O insanlar bugün sosyal sorunlar yaşıyor, hayata küskün olarak yaşamlarına devam ediyorlar. Onlardan biri de Kardağlı’da savaşmış, esir düşerek Ermeni cehennemini yaşamış İlgar Hüseyinov’dur.

***

Onu çoktan tanıyorum. Defalarca basın toplantılarında, etkinliklerde bir birimize rastlamıştık. Ama bu yıl… O korkunç facianın 25. yıldönümünde onun evine gitmek, hayat koşullarını öğrenmek istedim. Böylece Bayıl kasabasındaki eski bir fabrikanın bahçesine gittim… Sovyet döneminde bu fabrikada petrol tesisleri üretilirdi… Ve artık kaç yıldır, onun bahçesinde fabrika işçileri değil, çocuklar geziniyor. Burası, İlgar gibi nice göçmen kardeşimizin sığındığı yere dönüşmüştür. İlgar Hüseynov’un yaşadığı yeri soruyoruz… Kapıyı torunları açıyor ….

… Onunla sohbete nasıl başlayacağımı bilmiyordum. Daha sonra sanki anılar çözüldü, titreyen dudaklar, yollara dikilen gözler sahibinin hangi vahşetleri yaşadığını birer-birer anlattı:

“Aslında, facialarımız 1988 yılı itibari ile başlamıştı. Karadağlı, Hocavend bölgesi ile Hankendi arasında bulunan Azerbaycan Türklerinin yaşadığı bir köydü… Bizim köyümüz Hocavend’den Hankenti’ne giden yolun üzerinde olduğu için Karabağ olayları başladığında Ermenilere göz açtırmıyorduk. Bu nedenle de Ermenilerin hedefi bizlerdik. 1990 yılının kasım ayında Bakü’den mobilya taşıyan araba geri döndüğünde Karadağlı’nın 6 kilometre yakınında bizim hemşerimiz Handemir Hüseyinov ve iki kişiyi Ermeniler öldürmüş ve göğüslerine haç damgası vurmuştu. O damga bize çok dokunmuştu.

1991 yılında Ermeniler Karadağlı’nın kolhoz Başkanı Sultan Bayramov’u Hocavend-Ağdam yolunda sırtından vurdu. İşte böyle böyle Ermeniler Karadağlı’nı sıkıştırmaya başladı. İnanın, bizler her şehit verdiğimizde, daha da kuvvetleniyorduk. Eğer bizden bir kişi şehit ediliyor dusa, karşılığında on Ermeni öldürüyorduk. 1991 yılının Mart ayında Ermeniler Elekber Guliyev ve Zülfikar Hüseyinov`u öldürdüler. Karadağlı köy orta okulunun müdürü Mobil Zeynalov da bu ay şehit oldu. Oysa, o, köyden çoktan çıkıp gidebilirdi. Nöbette dayanan 12 öğrencisinin yanına gittiğinde hepsini bir arada el bombasıyla vurarak öldürdüler.

Aynı yılın Haziran ayında “çiftlik olayları” oldu. Ermeniler çiftlikte çalışan 3 kadın ve erkeği orada canlı canlı yaktılar. Sonra 1990 20 Kasım tarihinde Karakent semalarında o malum helikopter kazası yaşandı ve Karadağlı’nın yolu dört bir taraftan kesildi. Köyde toplam 118 kişi kaldı. 1992 yılının Şubat ayında Ermeniler Karadağlı’da korkunç saldırıya geçtiler. 17 Şubat sabah saatlerinde Ermeniler tank ve toplarla saldırıp, evlerimizi yıkmaya başladılar. Biz Ermenilerin Hankendi istikametinden köyümüze girmelerine izin vermiyorduk. Orada hayli Ermeni öldürmüştük. Daha sonra esir olduğumuz zaman Ermeniler 150 kişiden fazla savaşçılarını öldürdüğümüzü söylediler. Ben Ermenice biliyordum, 12 yıl Hocavend’te iletişim alanında çalışmıştım. Aslında, Ermenilerin Karadağlı saldırısı 15 Şubat tarihinden başlamıştı. Biz 17 Şubat sabah saatlerine kadar savaşlarda 25 şehit vermiştik. Karadağlı’ya saldırı başladığında biz yardım için Bakü’ye ve komşu illere haber vermiştik. Fakat hiç bir yerden bize yardım gelmedi. Benim her gün, her saniye düşündüğüm bir nokta var ki, hala ona cevap bulamıyorum. Biz 15 Şubat’tan 17 Şubat öğle saat 3’e kadar savaştık, bize yardım eden olmadı; ancak bize Ağdam, Muğanlı, Kuropatkina, Əmralılar, Gülablı istikametinden yardım edebilirlerdi. Ağdamdakı ordu birlikleri Hocavend’e saldırarak Ermenilerin dikkatini dağıtabilirlerdi. Düşünün ki, Hocavend ile Emralılar’ın arasında sadece 2 kilometre vardı. Beylegan ve Ağcabedi’den de yardım edebilirlerdi. Neden etmediler? Eğer toplardan ateş açsaydılar, biz de kuşatmadan çıkarak kurtulurduk. Karadağlı işgal edildiği gün 64 kişiyi gözümün önünde kurşuna dizdiler. Sonra yine 33 kişiyi vurup, kuyuya attılar. Gözümün önündü birkaç kişinin kafasını kestiler.
Çok ilginç… Dövüştüğümüz 3 gün boyunca bize yardım gelmedi, ama 18 Şubat’ta helikopter Karadağlı’ya inerek naaşları aldı ve geri döndü. Aslında o gün köy Ermeniler tarafından işgal edilmişti. Bu nasıl olabilir? Şimdi de bu olayı oturup düşünüyorum, ama hala anlamıyorum. ”

İlgar Hüseyinov Ermenilerin yol boyu esirleri öldürerek Hankenti`ne ulaştıklarını söylüyor:

“118 kişiden 25’i şehit olmuştu, diğerlerini esir almışlardı. Bizi Hankenti’nde yerin altında bir odaya kapattılar. Orada bir gün kaldık ve ikinci gün yanımızdaki gençleri dışarı çıkardılar. Onların içerisinde Vatan Aliyev, Ebülfet Hüseyinov, Füzuli Veliyev, Mikail Dadaşov, Hafız Ahundov ve “Milli ordu”dan da 3 kişi daha vardı. Onları nereye götürdüklerini bilemedik. Sonra Ermeniler bizi yeni inşa edilen 3 katlı binaya götürdüler. Bizi her gün dövüyor, aç ve susuz bırakıyorlardı. 8 kişi de burada açlıktan ve dayaktan öldü.

Biz esirken Uluslararası Kızılhaç geldi, birkaç kez bizimle görüştü. Onların bize sunduğu anketleri doldurduk ve Hankentinde olduğumuzu, bizi Ermeni esirlerle değiştirmelerinin gerektiğini vurguladık. Onlar da bunu Ağdama ulaştırdılar. Tam olarak 45 gün o cehennemde yaşadım. 1992 31 Mart’ta bizi değiştirdiler.”

Hüseyinov esaretten döndüğünde 42 kiloda olduğunu söyledi:

“Esir olduğumda, Hocalı faciasından bir gün önce beni vurmak için dışarı çıkardılar. Ermeni ayakkabısıyla bana öyle bir vurdu ki, ağzımda bir tane bile diş kalmadı, hepsi döküldü. Karın içine düştüm, belime çok sert bir tekme attı, belimden çıkan ses hala kulaklarımda… Ayağa kalkamayacağımı anladım. Kemiğim kırılmıştı. Acıdan kendimi kaybedecektim. Birazdan her şeyin biteceğini düşünüyordum. Bir kurşunla canım bu cehennemden kurtulacaktı. Ama nedense vazgeçtiler. Ne kadar karın üstünde kaldığımı hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda yanımdaki çocuklardan biri dua ediyordu. O kırılan kemik de orda öylece eğri birleşti.”

Hocalı’dan olan esirleri görüp görmediğini sorduğumda Hüseyinov, onlardan önce Şuşa’nın Kerkicahan köyünden 9 kişinin olduğunu söyledi:

“Bunu da tesadüfen öğrendim. Yabancılar bizi ziyarete geldiğinde kontrol eden şahıs, bizden önce kerkicahanlıların burada bir ay kaldığını ağzından kaçırmıştı. Kontrol için birileri geldiğinde esirlere sıcak örtüler veriliyordu, onlar gider gitmez bizi döverek örtüleri elimizden alıyordular. Kaldığımız yerin penceresi yola bakıyordu. O yol Hocalı’ya gidiyordu. Şubatın 25’inde akşam bir Ermeni geldi, “Lan, hocalıları da sizin gibi yapacağız” dedi ve kapıyı kapatıp gitti. Nerdeyse gece saat 11’di. O zaman Hankenti’nde ışık yoktu, şehir karanlık içindeydi. O gece o pencereden Hocalı’ya saldırmak için 96 adet askeri araçın geçtiğini saydık. Onları görmüyorduk, sadece araçların ışıklarını hesaplıyorduk. Ertesi gün küçük bir delikten hocalıları döverek getirdiklerini gördük.

Karadağlı’da annem, halam, kardeşim de esir düşmüştü. Rahmetli annem 13 gün Esgeranda esir kaldı. O, hep söylerdi: Hocalılara öyle bir zulüm ettiler ki, gece uyurken bile rüyama giriyor. Annem ağlayarak Ermenilerin Hocalı’dan olan kadının elinden bebeğini zorla aldığını, bebeğin kafasını kütüğün üstüne koyup, kestiğini söylüyordu. Rahmetli o vahşetten sonra bizi bile unutarak o bebeklerin derdini çektiğini söylüyordu.

Ermeniler halamı da zülümle öldürmüşlerdi. Öncelikle evinde ona ateş açmıştılar. Sonra da parmağındaki yüzükü çıkarmak istemiştiler. Yüzükü çıkaramayınca da halamın kolunu kesip almıştılar. Bunu halamı almak için onun evine gittiğimde kendi gözlerimle görmüştüm. Halam aslında, bizimle yaşıyordu, zavallı ayakkabısını giyip köyü terketmek için evine gitmişti. Çünkü güya helikopterin gelip, bizi kurtaracağını söylemiştiler. Kardeşim Vidadi Hüseyinov’un da sağ kalması tesadüftür. 33 kişiyi kurşuna dizmek için götürdüklerinde kardeşim de onların içindeydi.

Orta okul askeri hazırlık öğretmeni Telman Tağıyev bize kendisinde el bombası olduğunu söyledi. Kolunun altında sakladığı el bombasını attı ve Ermenilerden ölenler oldu. O zaman esir aldıkları insanlarda silah olduğunu anladılar. Yaşlı adamların şapkalarının içinden tabancalar buldular ve silah buldukları herkesi öldürdüler.

Öğretmen Telman Tağıyev el bombasını attığı zaman kardeşim de yaralanmış ve Ermeniler onun öldüğünü düşünerek onu cesetlerin yanına bırakmış. Karanlık olunca kardeşim yarasının üstüne kar basmış ve birkaç gün içinde yürüyerek Ağdamın Abdal-Gülablı köyüne ulaşmış. Karadağlı faciası hakkında ilk bilgiyi de Azerbaycan’a Vidadi iletmişti. Onun yarası şimdi de acıyor…

Tr.Yeniçağ.Az

www.yenicag.info

578