"İsrail'in ABD'deki çıkarlarını Yahudi lobisi değil, Anglosaksonların kendileri sağlıyorlar” - Orhan Cemal  

Yeniçağ.Az‘ın sorularını Rusya’nın ünlü siyaset uzmanı Orhan Cemal cevapladı.

– ABD İran’ın Ortadoğu politikasını durdurmak için İsrail, Rusya ve Türkiye ile aktif görüşmeler yapıyor. ABD’nin yeni yönetiminin İran aleyhine yaptığı konuşmalar dünya gündemine oturmuş durumda. Bu eğilimi nasıl değerlendiriyorsunuz ve bunun hangi sonuçları olabilir?

                            Orhan Cemal

– Normalde, ABD Başkanı ülkenin elit kısmını temsil eder. Trump da Amerikan elitinin klasik temsilcisidir. O, tepeden-tırnağa Amerikan elitiyle uzlaşmıştır, ABD’ye özgü “redneck” tarzında şablonlarla, klişelerle konuşuyor. Onlar Amerika’nın tek katlı evlerinde yaşayan, Protestan saflarına ait basit adamlardır ve dini nedenlerden dolayı İsrail’in ciddi boyutta desteğine sahiptir.

Bazıları Yahudi lobisinin ABD’ye gelerek İsrail’in çıkarlarını koruyan Yahudilerden oluştuğunu düşünüyor. Ancak böyle değil. İsrail’i ABD’de Yahudiler değil, Protestanlar, Anglosaksonlar, Cumhuriyetçiler ve popüler televizyoncular tarafından desteklenmekte. Bu çevrede oluşturulan “İsrail refah, İran ise şerdir” mitolojisi çok geniş yayılmıştır. Trump işte bunların sayesinde galip oldu ve kısa sürede de dikkatini Obama’nın uluslararası politikada başarılı olduğu tek konuya – yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer silahlardan vazgeçilmesine verdi.

Trump kendi seçmenlerine alıştıkları İsrail yanlısı siyaseti sundu. Yani o, halkına ABD politikasında daima görülen İsrail’in desteklenmesi ve onun düşmanlarının imhası politikasını önerdi. Bu nedenle, Obama’nın İran’la yaptığı anlaşmayı hedef aldı. Bu konuda Yahudi lobicileri onu gerçekten destekliyorlar.

Konunun diğer yanı uzun yıllardır yaptırımlar altında ezilen İran’ın kendisidir. Ülkedeki ekonomik durum nüfusun bazı kısımlarında itiraza neden oldu ve hakimiyet rotasiyası (değiştirilmesi) yaşandı. Yeni yönetim ise ekonomik refah adına Ahmedinecad’ın bazı isteklerinden vazgeçti.

İran’ın refah aşkına eski konumunu iyice değiştiğini görüyoruz. Fakat şimdi ABD ile herhangi nihai anlaşmaların çalışmayacağını düşünüyorlar. “Devrimci” Obama gider gitmez her şey eski haline döndü.

İran’a ve onunla birlikte Rusya, Esad Suriye’si, kısmen Lübnan’ın temsil olunduğu ittifaka gelince burada bazı dikkate alınası şeyler var. Suriye’de belirsizlik devam ettiği için İran’ın Rusya ile daha derin entegrasyon etmesinde zorluklar var. Rusya Suriye’de sorunun “dondurulması”dan ve ülkenin bölünmesinden yana olduğu halde, İran savaşın zafere kadar devam ettirilmesini istiyor.

Bir zamanlar Rusya İran’dan petrol üretimini artırmaktan vazgeçmesini istemişti. Tahran mevcut ilişkilere rağmen, Moskova’ya “Hayır” dedi ve böylece Rus ortaklarını incitti.

– İran aleyhine oluşmuş böyle bir jeopolitik yapılandırmada Azerbaycan’ın görüşü nasıldır?

– Azerbaycan İran’la ilgili politikada yeterince önemli bir faktördür. Birincisi, İran ile komşudur. İkincisi, İran nüfusunun önemli bir bölümünü etnik Azerbaycan Türkleri oluşturuyor. Azerbaycan İran’a karşı hiç de her zaman iyi davranmadı. Bir zamanlar, Bakü’de “Şimdi Güney Azerbaycan’ı geri alacağız” gibi ifadeler söylüyorlardı.

Birbirine komşu olan bu iki Şii ülkesi gerçekte kardeş devletler değildir ve aralarında belli anlaşmazlıklar var. Diğer yandan, Elçibey döneminde ortaya çıkan anlaşmazlıklardan başka, hem de İran’ın Ermenistan’ı desteklemesi faktörü de var. Bu yüzden de, karşılıklı ilişkilerde çözülmemiş pek çok sorun olduğu için Azerbaycan’ın İran’la dost, kardeş olacağını söyleyemeyiz.

– Başarısız darbe girişiminden sonra Türkiye kendisinin Suriye politikasını değiştirerek, Rusya ve İran’la ortak noktalarının olduğunu farketti. Trump yönetiminin anti İran politikasına Türkiye’nin tutumu ve siyaseti nasıl olacak?

– Şimdi Moskova’da Türkiye’yi İran’la çatışan devlet gibi düşünmeyi çok seviyorlar ve Ankara ile Tahran’ın ilişkilerinin keskin olduğunu söylüyorlar. Oysa, Türkiye’nin İran’la ilişkileri uzun süre hiç de fena değildi. Resmi nitelikte olmasa bile, yaptırımların güçlü olduğu dönemde gizli işbirliği vardı.

İran’ın durumunun kötü olduğu zamanlarda ​​onun petrolünün satışı ile uğraşan ticari yapılar Türkiye topraklarında çalışmalarını sürdürüyordu. Tabi ki karşılıksız çalışmıyorlardı, ama bu yolla İran’a destek oluyorlardı. Bu bakımdan, Türkiye’nin İran’la temel anlamda konfliktinin olduğunu söylemek doğru değildir.

Bu iki ülke arasında sorunlar Suriye savaşının öncesinde ortaya çıktı. Nedeni ise İran’ın Beşşar Esad rejimini iktidarda tutmak, Türkiye’nin ise onu devirmek istemesiydi. Hatta aralarında bu tür çelişkilerin olduğu şartlarda bile Türkiye ile İran arasında birçok alanda işbirliği sürdürülüyor. Yani Suriye yüzünden İran’la Türkiye arasında çatışma çıktığını söylenilmez.

Son dönemlerde, Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin iyileşmesi İran’da belli kıskançlıklara neden oldu. Çünkü, şu anda Rusya kendisini Suriye’de esas kazanan ve Esad’ın savunucusu gibi gösteriyor. Türkiye ise bu konuda Rusya’nın esas destekçisi konumunda – çünkü Türkiye olmasaydı, Rusya adımlarını bu denli sorunsuz atamazdı. İran Suriye savaşına önceden katılarak, “siyah ve kanlı işler” i yapmasına, büyük kayıplar vermesine rağmen, şimdiki durumda Tahran üçüncü yerde. Yani İran Esad rejiminin desteklemek için bu kadar masraf yapsa da, şu anda Türkler ve Ruslar onları geride bırakarak, görüşmeler sürecinde daha önemli pozisyondalar.

Tr.Yeniçağ.Az

www.yenicag.info

427