Orta Doğu olayları ve İran: Beklenen büyük savaş ne zaman çıkacak? -RÖPORTAJ

Yenicag.ru`nun sorularını ANKA Enstitüsü Danışma Kurulu Üyesi Dr. Yeşim Demir cevapladı.

– İran`daki durumu kısaca olarak nasıl değerlendirebilirsiniz? Süleymani`nin ölümü ve cenazesinde çıkan izdiham, daha sonra Ukrayna yolcu uçağının yanlışlıkla İran ordusunca vurulmasından sonra Tahran`da baş gösteren hükumet karşıtı gösteriler, şimdi de koronavirüs…. İran`da neler oluyor?

– Beklenmedik bir saldırı sonucu General Kasım Süleymani’nin öldürülmesini İran, herhangi bir stratejik üssüne veya tesisine yapılmış saldırı olarak değerlendirmiştir. Muhalifleri tarafından dahi takdir edilen, İran’da (Kirmanşah) DAEŞ’i yok eden karizmatik komutan Süleymani’nin suikasta uğraması, olayların boyutunu değiştirmiştir. Süleymani’nin cenazesinde yaşanan izdiham ise Süleymani’nin dini liderden sonra en etkin isim olduğunun bir göstergesidir.

Dr. Yeşim Demir

İran’ın iç siyasetindeki uzun zamandır süregelen rekabet ve anlaşmazlıklar, Ukrayna uçağının düşürülmesiyle daha da derinleşmiştir. Rejime muhalif kesim, “kötü ve verimsiz” yönetimin kaynağı olduğu gerekçesiyle hükümetin istifasını istemiştir. Hatta sistemi değiştirmenin yolunun referandum olduğu ifade edilmiştir. Uçağın düşürülmesiyle ilgili bilgilerin gizlenmesi ve uçaktaki üniversite öğrencilerinin ölümü de tepki olarak üniversite öğrencilerinin ön planda olduğu hükümet karşıtı protesto eylemlerini başlattı. Tahran’dan başlayarak diğer şehirlere de yayılan bu protestoların diğerlerinden farklı olarak bu defa ekonomik temelli olmaktan çok hükümet karşıtı, demokrasi ve özgürlük temelli olduğu söylenebilir.

Ekonomik temelli protesto gösterileri son yıllarda sıkça görülmeye başladı. Ekonomik açıdan olaya bakıldığında İran, kökleri derinde olan finansal sorunlarla karşı karşıya. Bankalar battı, bankerler ise mudilerine paralarını ödeyemedi. Tükenen devlet fonları ve kuraklık da ekonomik durumu kötüleştirdi. Bununla birlikte İslam Devrimi sonrası, ekonominin her alanında enerjiden, inşaata birçok sektör, yaklaşık yüzde 60-70 oranında devlet ve Devrim Muhafızlarının kontrolündedir. Sivil sermaye çok etkili olamamaktadır. Aslında İran’da yaşanan bu sıkıntılar yeni olmayıp yıllardan beri devam ediyor. Son protesto eylemlerinin, özellikle 2017 sonu 2018 başında görülen protestoların sebebi ile hemen hemen aynı olduğu net olarak görülmektedir.

İran’daki ekonomik sorunların derinleşmesinde İran’a karşı uygulanan ekonomik ambargo da etkili. ABD Başkanı Donald Trump’ın Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP) tek taraflı çekilmesiyle İran’a uyguladığı sert yaptırımlar en fazla orta ve alt sınıfı etkiledi.
Yaptırımlar nedeniyle ekonomik sıkıntı had safhaya geldi. İran’da bankacılık sistemi çöktü ve ihracat yapılamıyor. İran parası, dolar karşısında yaklaşık yüzde 70 değer kaybına uğradı, İran ekonomisi durgunluğa sürüklendi, petrol üretimi yavaşladı ve büyüme hız kesti.

İran Hükümeti’nin 15 Kasım’da yürürlüğe koyduğu benzinin tüketimini azaltma ve fiyatını da artırma kararının ardından dünyanın en büyük dördüncü ham petrol rezervine sahip İran’da halk, kararın ucuz benzin kullanma hakkına aykırı olduğu gerekçesiyle protesto gösterilerine başladı. Ekonomik temelli protesto gösterileri 2009’daki Yeşil Hareket’ten bugüne İran İslam Cumhuriyeti’nin en büyük kamuoyu sorunu olmuştur. Bu gösteriler öncekilerden farklılık göstererek ülke geneline yayılmıştır. Ruhani ve Hamaney’e ölüm sloganlarının atılması siyasi açıdan bazı kırılmalara yol açsa da rejime yönelik tehdit oluşturmamaktadır. Kısacası rejim değişikliği beklemek gerçekçi bir yaklaşım değildir.

Koronavirüs birçok ilde görülmeye başlamış ve hızla yayılmaya da devam etmektedir. Bu salgın sadece İran’da değil dünyanın birçok yerini tehdit altına almıştır. İran sağlık sektörünün ileri durumda olsa da başta Sağlık Bakanı Yardımcısı olmak üzere sağlık personelinin de virüsü kaptığı görülmektedir. Dolayısıyla bu salgınla nasıl başa çıkılabileceği tedavinin nasıl yapılabileceği konusunda endişeler söz konusudur. Bununla birlikte, ABD yaptırımlarının ekonomik etkisine karşı mücadele veren İran halkının, yaptırımlar nedeniyle virüse karşı tedbir amaçlı kullanılan yüz maskesi ve dezenfekte ürünler gibi tıbbi malzemelere ulaşmak konusunda sıkıntılar yaşaması da corona virüsü ile başa çıkmayı zorlaştırmaktadır.

– ABD ve İran arasındaki bu “gerilimin” anlaşmalı bir operasyon olduğunu düşünenler var. İran hükümetindeki bazı güçlerin Süleymani’nin ölümünde istekli olduğu söyleniyor. ABD’nin generali öldürmek için yaptığı operasyonunsa Washington`un Arap monarşileri ve İsrail’in yanındaki itibarının güçlenmesi için bir sebep olduğu biliniyor. Peki, bunu nasıl yorumlarsınız?

– Evet, bu operasyonun anlaşmalı olduğu yaygın iddialar arasındadır. Eğer komplo teorisi olarak düşünürsek bunun doğru bir iddia olduğu söylenebilir. Şöyle ki, ABD Başkanı Donald Trump kazandı. ABD’ye ölüm sloganları kesildi. İran’da Süleymani’den korkanlar kazandı. Çünkü Süleymani, Devrim Muhafızları Ordusu içinde güçlü bir konumdaydı ve doğrudan Dini Lider Ali Hamaney’e bağlı olduğu için herkes korkuyordu. Irak ve Suriye kazandı. Bu ülkelerde bulunan Kudüs Gücü’ne bağlı örgütler başı boş kaldı. İsrail kazandı. Neticede, bölgede Kudüs Gücü’nün adı artık çok fazla duyulmamaktadır.

– Süleymani’nin öldürülmesinden sonra Ortadoğu’da neler değişti? ABD`nin Irak’tan çekilmesi olasılığı ne kadar gerçekçi? ABD Irak’tan çekilirse bölgede neler olacak?

– ABD’nin Donald Trump’ın emriyle Bağdat’ta bulunan İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’ye yönelik suikastı bölgede dengeleri değiştirdi. Şii dünyasında söz sahibi ve İran dışındaki hâkimiyetin sembolü olan Süleymani, İran’ın dışarıdaki demir yumruğu olarak nitelendirilmekteydi. Sadece Şiiler değil Haşdi Şabi içindeki 11-12 bin Sünni militanı gibi Sünni mezhebinden de takipçileri söz konusuydu.

İran siyasetinin deyim yerindeyse ana direğini teşkil eden Kasım Süleymani’den sonra nasıl bir İran’ın söz konusu olacağı önemli bir sorudur. Eski İran olmayabilir…

ABD’nin Irak’tan çekilme olasılığı düşüktür, hatta Ortadoğu’dan… Soğuk Savaş Döneminde SSCB’yi dengelemek ve içe kapanma politikasından vazgeçerek Ortadoğu’ya yönelen ABD’nin, bu dönemden günümüze bölgeye yönelik temel politikasında bir değişiklik görülmemektedir. Bu politikası, Ortadoğu petrollerine ulaşmak, İsrail’in bölgede kalıcılığını ve güvenliğini sağlamak, bölgedeki Arap müttefiklerini desteklemek olmuştur. ABD, İran’a karşı bölge ülkelerini savunmak ve bu ülkelere silah satmak suretiyle iyice yerleşmiştir.

Arap Baharı olarak adlandırılan ama aslında Arap Kışı ya da Arap Azabı olarak nitelendirebileceğimiz dönemden bugüne Ortadoğu’da yalnızca bölge ülkeleri değil küresel güçler de bölgesel güç olarak varlığını sürdürme çabasını devam ettirmiştir. Irak ve Suriye örneğinde de görüldüğü üzere devletler bu bölgelerde çeşitli vekil örgütler (ABD, PYD/YPG’yi desteklemektedir) üzerinden birbirine karşı mücadele etmeye devam etmektedirler.

ABD’nin çekilmesi gibi bir durum söz konusu olursa, oluşan boşluğu başka bir güç dolduracaktır. Kısacası, ABD’nin bölgeden ve Irak’tan çekilmesi pek mümkün görülmemektedir.

– ABD – İran gerilimi Türkiye açısından hangi sorunları yaratabilir? Gerilim bir savaşa dönüşürse eğer, Ankara’nın bu konudaki tutumu ne olur?

– Geçmişten gelen önyargılar doğrultusunda inişli çıkışlı ilişkileri olmasına rağmen son gelişmelerle de görüldüğü gibi ABD de İran da savaş taraftarı olmadığını göstermiştir. Zaman zaman gerilim yükselse de savaş ihtimali zayıftır. Hâlihazırda İran’da halkın hükümete karşı protesto gösterileri de devam etmektedir. Bu koşullarda savaş, İran rejiminin varlığını tehlikeye sokabilir.

Olası bir savaşta kimse kazançlı çıkmaz. En az zayiat veren kazanmış olur. Savaş çıkarsa Rusya, Çin gibi devletler de müdahil olur ve sonuçları kestirilemez.

Olası bir savaş durumunda bölge ülkesi ve bölgesel güç olan Türkiye’nin sağduyulu ve soğukkanlı yaklaşım göstermesi gerekmektedir.

– İran’daki son Meclis seçimlerinin sonuçları Tahranın politikalarına nasıl yansıyacak? İran’ın dış politikasında herhangi bir değişim bekleniyor mu?

– Seçim sonuçlarında da görüldüğü üzere reformist kanat kayba uğramıştır. Yeni mecliste muhafazakâr milletvekili çoğunluğu dini lidere bağlılığı artırdığı gibi cumhurbaşkanının gücünü zayıflatacaktır. Ayrıca 4 yıl boyunca görev yapacak milletvekilleri, dini liderin olası ölümü durumunda da rejimin güvenliğini sağlayabilecek gücü koruyabilecek hatta Hamaney’e kendinden sonra gelecek kişiyi belirleme fırsatı verebilecektir. Bununla birlikte, parlamentodaki çoğunluk hâkimiyeti cumhurbaşkanlığı seçimleri için büyük önem taşımaktadır. Dolayısıyla halkın seçimlerin güvenilir olup olmadığını sorgulaması önümüzdeki yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimini de etkileyecektir.

Dış politika açısından bakıldığında ise, muhafazakâr ağırlıklı parlamentoyu, hâlihazırda muhafazakârların ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve Kasım Süleymani suikastından sonra Batı’ya güvenilemeyeceği yönündeki düşünceleri, ABD ile kurulabilecek ilişkilerden uzaklaştırabilir. Aynı zamanda ABD Başkanı Donald Trump’ın yeniden başkan seçilmesi durumunda kutuplaşmanın iyice artabileceği söylenebilir.

Seçim sonuçlarının, halkın son zamanlarda yaşadığı olumsuzluklara verdiği cevap olarak değerlendirilebileceği gibi rejimin meşruiyetinin sorgulandığı gerçeğini ortaya koyduğu da söyleyebilir.

Neticede seçim sonuçları, halkın sistemde yenilikler yapılabileceği, sosyal ve politik özgürlüklere yönelik taleplerinin karşılanması doğrultusunda umutlarının sona erdiğinin de bir göstergesi olmuştur.

Konuştu: Kafkas Ömerov

www.yenicag.info

284