Özbek Tarihçisi: Özbekler ve Azerbaycanlılar Arasındaki Bağları Kimse Koparamaz

Azeri.Today sitesinde yayımlanmış “Yalancı Özbek Bilim Adamı Azerbaycan’a Karşı” başlıklı yazıdan sonra Azerbaycanlı ve Özbek okurlar Ermeni etkisinde kalmış yazarları çok sert şekilde eleştirdiler ve bu sosyal ağlarda en çok tartışılan konulardan birine çevrildi. “Özbek Yalancı Bilim Adamı Azerbaycan’a Karşı” makalesinin yazarı, Özbek tarihçisi, Şuhret Salamov yazdığı makalede 1918 yılında Ermeni Taşnaklarının Özbekistan’ın Fergane vadisinde yaptıkları vahşeti, Özbek halkının soykırımını yalanlayan dandik bilim adamı, Özbeklerin adına konuşan ve gerçekte Ermenistan istihbaratına çalışan Rustamjon Abdullayev’i ifşa ederek gerçek yüzünü göstermiştir. Konuyla ilgili Yenicag.Ru sitesine açıklama yapan Prof.dr. Şuhret Salamov bir daha Azerbaycan ve Özbek halklarının kardeşliğinin, kan bağının ve kırılamaz tarihi ilişkilerinin incelemesini yaptı. Bu incelemeyi okurlarımızla paylaşıyoruz:

Yukarıda adı geçen yazının yazarı, Özbek tarihçisi, Azerbaycan Bilimler Akademisinin Onursal Doktoru Şuhret Salamov (Barlas) Yenicag.Ru’ya Azerbaycan – Özbekistan ilişkilerini anlattı, halklarımızın dostluk ilişkilerine ve bizi bağlayan kırılmaz kan ve kültür bağlarına dikkat çekti.

Şuhret Salamov adı geçen yazının Azerbaycan okurları dışında Özbek okurlarının da dikkatini çektiğini söylüyor.

“Özbekistan’ın aydın kesiminin, değişik sosyal ağ kullanıcılarının aktiflik gösterdiklerini, sempati duyduklarını ve destek verdiklerini belirtmişler. Bu gerçekten de hem çok güzel kardeşlik duygularıdır.

Güvenilir kaynaklardan da aldığımız bilgiye dayanarak Orta Asya’nın eski insanlarının Kafkas halklarıyla sıkı ilişkisi olduğunu söyleyebiliriz. Türkistan’la Kafkasya arasındaki sosyal kültürel, etnik ve ekonomik ilişkiler hiç koparılmamış. Bu yüzden de bu bölgelerde yaşanan tarihi olaylarda benzerlik ve özgü paralellikler görülmektedir. Türkistan ve Kafkasya’daki bu paralel olayları incelediğimiz zaman Rusya İmparatorluğunun ve Sovyetlerin Bolşevik politikasının gerçek yüzünü görebiliriz. Tarihi olayları araştırdığımız zaman insanlar arasında etnik çatışmaya neden olan yapay çatışmalara dikkat etmemiz gerekir.

Azerbaycan’ın milli özgünlüğü ve milli kültürü Özbek hoşgörüsüyle çok benziyor. Biz Doğuluyuz, Özbek ve Azerbaycan halkı çok eski bir kökten gelmekteler. Bizim akraba bağlarımız kutsaldır. Bizim geleneklere göre akrabayı merak etme duygusu normaldir. Oysa bu duygunun kaybı – ulusal kültür ve ruhun kaybı gibi bir trajediye neden olabilir. Bu bugünkü Türkistan ve Kafkasya halkının çok zor tarihi süreçlerden geçmesine rağmen onları bağlayan ulusal bilinç, şeref ve onur duygularını koruyarak sonraki kuşaklara aktaran o ataların evlatları olmalarıdır.

Azerbaycan tarih ve kültürünün araştırılmasında ilgi çeken yaşadığı Yukarı Karabağ sorunun eski Sovyet cumhuriyetlerine boy gösteren, büyüyen ve etnik savaşa dönüşen ilk çatışma olmasındandır. Özbekler çatışmanın doruk noktasında Özbek medyasından her gün Yukarı Karabağ’daki son olaylar hakkında yeni haberler aldıklarını çok güzel hatırlıyorlar. Ateşkes sonrası, Yukarı Karabağ sorunun siyasal yolla çözümü ve işgal edilmiş Azerbaycan toprakların geri verilmesi konusu oraya çıktıktan sonra, 1994 yılından sonra Özbek tarihçi, gazeteci ve politik yorumcularının dikkatini kendi bölgesel sorunlarına odaklandılar. Bu özgürlük döneminde Azerbaycan’da olduğu gibi Özbekistan’da devleti hem iç hem de dıştan tehlikeye sokacak çeşitli etkenlerin olmasıyla ilgiliydi.

Onu da belirtmemiz gerekir ki Özbekistan Cumhuriyeti yoğun politik gündemine rağmen her zaman Azerbaycan Cumhuriyetinin toprak birliğini ve Azerbaycan halkının kendi topraklarında söz sahibi olmasını destekliyor. Bu konuda resmi Özbekistan’ın konumu kesin ve değişmez olarak kalacaktır ve bu uluslararası düzeyde defalarca net olarak belirtilmiştir. Özbeklerin ve Azerbaycanlıların bunu hep bilmeleri ve hatırlamaları gerekir.

Özbek ve Azerbaycan halkları kendi bağımsızlığını kazandıkları zaman masal ve efsanelere uyarak başkalarının topraklarını işgal etme ve diğer halkları ezme planları yapmadılar. Bu iki kardeş ülke halkı bugüne kadar Güney Kafkasya ve Orta Asya halkları arasında sevgi ve insanlar arasında hoşgörü taraftarı olarak kalmaktalar. Halklarımızın geçtiği bu zor tarihi dönem, vatanın bağımsızlığı ve özgürlüğü uğruna hayatlarını veren insanların sonsuza kadar yaşayacak onur ve şeref simgesidir.

Halklarımız arasında devlet bağımsızlığına kavuştuktan sonra yeni çağırışlar ortaya çıktı. Şimdi her birimiz kendi alanında, kendi özgürlük idealleri ve vatanının bağımsızlığı için çalışma yapabilir. Kendi ülkemizin geçmişini yargılarken ve şimdiki bağımsızlığının farkına varınca insan çalışmalarında, düşünce ve konuşmasında kazandığı özgürlüğünün tadını çıkarıyor. Bırakalım da, okurlar kendileri yargılasınlar!!!”

Tr.Yeniçağ.Az

www.yenicag.info

686