Mehmet Perinçek: “Türkiye, Amerika adına Azerbaycan`da darbe girişiminde bulunmuştu.”

Erdoğanın son Moskova ziyerti ve Türk-rus ilişkilerinin durumunu Yenicag.ru`ya verdiyi röportajında türk uzman, tarihçi Mehmet Perinçek yorumladı…

Mehmet Perinçek

– Erdoğan`ın son Moskova ziyaretini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ortada olan konular belli: Suriye, S-400, ekonomik projeler… hepsi de ABD ile ilişkileri bozacak nitelikte. Waşington`dan herhangi bir diplomatik hamle bekleniyor mu?

– Bir defa şunu ifade etmek lazım. Türkiye, Atlantik ötesinden yani Waşington tarafından cidde tehditlerle karşı karşıya. Suriye`de ABD`nin PKK-PYD terör örgütünü desteklemesi, Büyük Kürdistan projesi, sonra Doğu Akdeniz`de Yunanistan`la ve Güney Kıbrıs`la birlikte Türkiye`yi hedef alan tatbikatları ve saire, Türkiye`yi doğrudan tehdit eden olaylardır. Türkiye`nin bu tehditleri dengelemek amacıyla uluslararası ittifak zincirlerine ihtiyacı vardır. Doğal olarak da aynı tehditlerle karşı karşıya olan ülkelerle de işbirliğine gitmektedir. İran, Rusya bunların başında gelmektedir.

Bir defa burada altını çizmek lazım Türkiye ile Amerika arasında yaşanan sorunlar ABD`den kaynaklanmaktadır. Yani bir sorun varsa bunun sorumlusu ABD`dir, Waşington`dur, Beyaz sarayın politikalarıdır. Türkiye, doğal olarak milli güvenliyini sağlamak amacıyla, toprak bütünlüyünü sağlamak amacıyla, ekonomisini kalkındırmak amacıyla başka ülkelerle işbirliği yapa bilir. Bundan daha doğal ne olabilir?

Ayrıca Türkiye kendi ulusal güvenliğini sağlamak için, ekonomisini kalkındırmak için ABD`den izin mi alıcak? ABD şunu görmelidir, Amerika Birleşik Devletleri artık kaybetmektedir. Diğer taraftan saldırganlaştıkça yalnızlaşmaktadır. Artık Waşington`un emrettiği ve diğer ülkelerin de ABD`nin emirlerini yerine getirdiği devir geçmiştir. Amerika, işine gelmeyeni bozmaya çalıştıkça kendisini dünyadan daha da izole etmektedir.

Bakınız, dün Mısır Su-35 uçaklarını almaya kalktığı için Pompeo çıkıp Mısır`ı tehdit ediyor. Yine Almanya Kuzey Akım-2 projesinde Rusya ile birlikte çalıştığı için devamlı Amerika`nın hedefi haline geliyor. Pompeo çıkıp diyor ki biz Avrupa ülkelerini Kuzey Akım-2 projesinden vaz geçirmeye çalışıyoruz ama başarılı olamadık. Dolayısıyla Amerika`nın Avrupa`daki en yakın müttefikleri bile Amerikan tehdidini hissetmeye başlamıştır.

Bakınız, Avrupa`da yapılan bir çok kamuoyu yoklamaları, anketler vardır. Burada en büyük tehdit Amerika`dan algılanmaktadır. Fransa`da, Almanya`da toplumun %50`si dünya barışını bozan güç olarak Amerika`yı görmektedir. Avrupa liderleri de Amerika`nın bu saldırgan politikalarından bıkmıştır, yaka silkmektedir. ABD artık anlamalıdır, çok kutuplu bir dünya kurulmaktadır. ABD de bu dünyada artık jandarma rolü oyanayamaz. “Sen onu yapacaksın, sen bunu alacaksın, bunu almayacaksın” demeye hiçbir şekilde hakkı yoktur. Türkiye`nin de kendi egemenliği içerisinde komşuları ile iyi ilişkiler geliştimeye ve güvenliyini almak için her türlü tedbiri hayata geçirmeye hakkı vardır.

– Batının yıllardır Ortadoğu`daki bir müttefiki konumunda olan Türkiye`nin böylece Rusya`ya, Avrasya Birliğine doğru kaymasını ABD`nin nasıl rahatlıkla seyretmesi akıllara sığmayan bir politika. Batı`nın şu tutumunu “Ortadoğu`da yeni müttefik buldular” fikri ile bağdaştırmak ne kadar mantıklı sizce?

– Bir defa Amerika Birleşik Devletleri Türkiye ile Rusya arsında gelişen ilişkileri rahatlıkla seyretmiyor. Türkiye`yle Rusya arasındakı ilişkileri bozmak, baltalamak için elinden geleni yapıyor. En önemli örneklerinden biri 2015 yılında yaşanan uçak düşürülmesi olayıdır. Bu tamamen o dönem ordudaki Fetullahçılar eliyle Amerika tarafından yaptırılmışdır. O zaman başarısız oldular. Türkiye ve Rusya, ilişkileri düzeltti.

Bu sefer yine Fetullahçılar eliyle Rusya`nın büyükelçisi Karlov`a bir suikast düzenlendi. Bunun da arkasında Amerika Birleşik Devletleri vardır. ABD, Türkiye`ni S-400 konusunda devamlı tehdit etmektedir. Bir çok kez bunu söylemişlerdir. Dolayısıyla Amerika, türk-rus ilişkilerinin gelişmesini seyretmiyor, tam tersine bunu bozmaya çalışıyor ve bundan sonra da türk-rus ilişkilerini ola bildiğince geriletmek ve iki ülke arasında şübheler doğurmak için çeşitli provakasyonlara girişmeye çalışacaktır.

Amerika`nın zaten tarihten temel stratejisi türk-rus çatışması yaratmaktır. Türkiye ile Rusya işbirliği yaptığı zaman ABD`nin bölgede hiçbir planı gerçekleşemez, dolayısıyla onlar Türkiye`yle Rusya arasındaki çatışmaya muhtaçtırlar. Fakat başarısız olmuşlardır. Ve şu da demek değildir, Amerika her istediğini yapabilir, her şeye muktedir değildir. Amerika da Türkiye ile Rusya arasında bu dosthane ilişkilerin gelişmesini kabullenmek zorundadır.

ABD`nin Ortadoğu`da yeni bir müttefiki yoktur. Tek-tek bütün müttefiklerini kaybetmektedir. Bakınız, Katar`la sorunlar yaşamışlardır. Ardından Suudi Arabistan`la yine sorunlar yaşanmaktadır. Bu Kaşıkçı olayı ile birlikte de yine iki ülke arasında çeşitli problemler çıkmaktadır. Katar Rusya ile ilişkilerini geliştirmektedir. Suudi Arabistan, yine Rusya`dan silah alınması ve farklı konularda Rusya`yla işbirliğine gitmektedir. Dolayısıyla, Amerika artık bölgedeki jandarma değildir. Ortadoğu`da da yalnızlaşmaktadır. İsrail dışında da ABD ile kimse tam olarak müttefik değildir. İsrail de ABD`ye muhtaçdır. Onun gücüne muhtaç olduğu için tek müttefiki odur. Diğerleri de sallanmakta, biraz o tarafa, biraz bu tarafa kaymaktadır.

Eğer Amerika, Ortadoğu ve Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek istiyorsa Trump, dediğini yapmalı, Suriye`den çekilmelidir. Bu bölgenin işlerine karışmamalıdır. Hiçbir alakaları, ne coğrafi olarak, ne tarihi olarak hiçbir ilgileri bulunmayan bu coğrafyadan çekip gitmelidir. Türkiye`nin toprak bütünlüğünü tehdit etmekten vazgeçmelidir. Terör örgütlerini beslememelidir. Onlara silah vermemelidir. PYD`yi, PKK`yı desteklememelidir. Ve bölge ülkelerinin, Türkiye`nin egemenliğine saygı duymalıdır. Bunlar yapıldığı taktirde Türkiye ile Amerika`nın ilişkileri normalleşe bilir. Bu gün bu ilişkilerin anormal olmasının tek sebebi Amerikanın bu düşmanca politikalarıdır.

– Dün konuştuğum çok bilgin bir rusyalı analist, Ortadoğu uzmanı olan İgor Pankratenko ile yaptığım röpörtajda bir hayli sansasyon fikirler ortaya çıktı. Pankranenko, Rusya`nın Suriye`deki politikalarının ülkesinin “boşa güç kaybı” olduğunu bilirterek yakın zamanlarda Moskova`nın bu bölgede İran ve Türkiye ile çıkar savaşına girebiliceğinden söz açtı. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Şunu görmek lazım Amerika hızlı bir şekilde, arap baharıyla birlikte Ortadoğu`ya hamlede bulundu ve adım-adım ilerlemeye başladı. Libya`da Rusya suskun kaldı. Aslında bundan ders çıkardığını görüyoruz. Libya`dan sonra sıra Suriye`ye geldi ve Suriye`de sessiz kalmayacağı açıktır. Suriye`nin Kafkasya`ya, Orta Asya`ya sıçramak için kullanılmak istendiği açıktır. Rusya, Libya üzerinden de tehdit edilmişti, Suriye üzerinden da tehdit edilmiştir. Rusya`nın burada önlem alması kadar doğal ve mantıklı adım olamaz. Büyük Kürdistan planı sadece Türkiye`yi, İran`ı, Suriye`yi, Irak`ı hedef almamaktadır.

Orada kurulacak Büyük Kürdistan, Kafkasya`ya, Orta Asya`ya sıçramak için bir tramplen olarak kullanılmak istenmektedir. Hem Rusya`ya, hem Çin`e karşı. Dolayısıyla Rusya`nın Suriye`de bulunması kendi çıkarlarıyla da örtüşmektedir. Ortadoğu`daki bir çatlak orada kalmaz. Bu çatlak Kafkaslar`dan Rusya`ya kadar ilerleme şansına sahiptir. Dolayısıyla Rusya Suriye`ye askeri operasyonlarda bulunarak ABD`nin bu saldırısını ön cephede durdurmuştur, ciddi başarılar elde etmiştir.

Astana formatı bölge açısından önemli bir umut olmuştur. Türkiye ve İran gibi ciddi müttefikler kazanmıştır Rusya. Rusya`nın orada bulunması kesinlikle boşuna değildir. Kesinlikle Türkiye, Rusya ve İran`ın Suriye`nin bölgedeki çıkarları ortaktır. Bu çıkarlar da Suriye`nin toprak bütünlüğüdür, ABD`nin müdahelesinin durdurulmasıdır. Oradaki bölücü ve yobaz, yani PKK, PYD ve IŞİT terörünün ortadan kaldırılmasıdır. Bunlar nesnel çıkarlardır ve dört ülkenin de çıkarları ortaktır. Burada nerede bir çıkar çatışması vardır, merak ediyorum. Ayrıntılarda bazı sorunlar olabilir. Bazı siyasilerin hatalarından kaynaklanan anlaşmazlıklar olabilir. Ama bunlar detaydır, ayrıntıdır.

Genel planda nesnel çıkarlar bir birileri ile örtüşmektedir ve en önemlisi de bu ülkeler, Türkiye, Rusya ve İran her anlamda birbirilerine muhtaçtır, mahkumdur. ABD`den gelen tehdidi durdurmak amacıyla hepsinin ekonomik anlamda, milli güvenlik anlamında, askeri anlamda bir birine ihtiyacı vardır. Dolayısıyla bu ihtiyaçlar çıkarları belirlemektedir ve o çıkarların da ortak olduğu aşikardır.

Bazı batılı kalemler, Batı taraftarları, Türkiye, Rusya ve İran arasında çeşitli soru işaretleri yaratmak, bir birilerine kuşguyla bakmalarını sağlamak amacıyla işte bir çıkar çatışması ortamı varmış gibi göstermek istemektedirler. Fakat bu tamamen gerçek dışıdır.

– İran`daki ekonomik kriz büyüyor. Bazı gıda ürünlerinin yetersiz olduğu, fiyatların durmadan arttığı gelen haberler arasında. Yakın zamanda İran`ın çöküşünü beklemek ne kadar doğru? Eğer İran çöker ve parçalanırsa, bu olaydan bölge nasıl etkilenir? Baklanlar`daki senaryonun tekrarı ne kadar real görünüyor?

– Böyle bir ihtimal kesinlikle yok. ABD`nin en güçlü olduğu zamanda dahi Waşington İran`a dokunamamştır. Askeri olrak bir sonuç elde edemediğini gördüğü için yaptırımlarla İran`ı diz çöktürmeye çalışmaktadır. Fakat İran köklü bir devlet geleneğine sahiptir, güçlü bir devlettir ve bunun yanısıra İran, Türkiye ve Rusya gibi ciddi müttefiklere sahiptir. Bu üç ülkenin bir biriyle ortak hareket ettikleri taktirde ne İran, ne Türkiye ve ne de Rusya bölünür.

Burada böyle bir ihtimal kesinlikle yoktur. Kim parçalayacaktır? PJAK mı parçalayacaktır? PJAK biliyorsunuz PKK`nın İran`daki kolu. Hiçbir şansları yoktur onların. Suriye`de, Irak`ta, Türkiye`de kaybetmektedirler. Oradakı PJAK bölücü örgütünün bölme şansı yoktur. Azeri türkleri mi İran`ı parçalayacaktır? Bazı sorunlar olabilir, hak hukuk açısından bazı problemler yaşaya bilirler ama, Azerbaycan türkleri Amerika`nın asla ve asla oyununa gelmez ve hiçbir zaman Amerika gibi bölgeyi kana bulamak isteğen ülkelerin oyuncağı olmaz. Azerbaycan türkleri, kesinlikle böyle bir oyunun içerisinde yer almazlar.

İran`ı bölmeyi kafasından geçiren çok küçük bir azınlık var, ki onların da öyle bir gücü yok zaten. Azerbaycan`da böyle bir düşüncesi olanlar da varsa onları da uyarmak isterim. Daha güçsüz kalmış Ermenistan`dan Karabağ`ı geri almamış bir de İran`ı bölmek gibi düşünceleri olanlar en fazla Azerbaycan`a, Karabağ`ı geri alma mücadelesine zarar verirler. İran`ı daha fazla Ermenistan`ın yanına iterler. Burada akıllı olan İran`ın toprak bütünlüğüne saygı duyar ve İran`ı kazanır. Böylece de Karabağ`ı geri alır.

Balkanlar`daki senaryo tekrar edermi?- Balkanlar, 1990`larda, Sovyetler birliğinin dağıldığı, artık tek kutuplu bir dünyanın yaşandığı, Amerika`nın dünyadaki tek hakim güç olduğu dönemde yaşanmıştır. Artık devir o devir değildir. Çok kutuplu dünya vardır. Artık güç dengeleri kesinlikle 1990`lardaki gibi değildir. Dolayısıyla Balkanlarda yaşanan senaryonun İran`da yaşanması mümkün değildir.

– Kazakistan`da yönetim sistemi değişiyor görünümü yaratılıyor. Putin, Orta Asya`daki askeri üslerini genişletmek konusunda Kırgızistan devlet başkanı ile anlaşma imzaladı. Böyle bir anlaşmanın Tacikistan`la da yapılacağı bekleniyor. Tacikistan yönetimi Afganistan`dan gelen tehlikeden endişeli. Avrasya`nın Türk coğrafyasında Rusya yeni bir savaşa sürüklenebilir. Orta Asya`da olası bir savaş durumunda Türkiye`nin hangi kozları var ve Ankara onları kimden yana kullanır sizce?

– ABD`nin esas hedefi Heartlend denilen Orta Asya`daki enerji kaynaklarını ele geçirmek ve bu kaynaklara giden yolları kontrol altında tutmaktır. Amerika`nın aslında bütün Ortadoğu stratejisi, bütün Güney Amerika`dan başlayıp da Ortadoğu`ya kadar olan bu saldırganlığı Orta Asya`yı ele geçimek üzerinedir. Orta Asya`da Türkiye`nin, Rusya`nın, Çin`in ve hatta Avrupa`nın çıkarları ortaktır. Hepsi ABD`nin bu saldırganlığının durdurulmasından yanadır. Zaten Orta Asya`da Amerika`nın saldırganlığını durdurduğunuz zaman, Amerika`nın oraya müdahele etme olanaklarını ortadan kaldırdığınız zaman sorun da ortadan kalkmaktadır.

Burada çok ders çıkarılması gereken bir nokta vardır. Türkiye`nin 1990`lardaki politikasının ne kadar yanlış olduğu ortaya çıkmıştır. Türkiye, 1990`larda Orta Asya`ya Türkiye, Çin ve Rusya karşıtlığıyla yaklaşmıştır. Oralarda Amerika adına operasyonlara girişmiştir. O bölge ülkelerini Rusya ve Çin`e karşı kışkırtmaya çalışmıştır. Ve sonuç olarak da hüsranla sonuçlanmıştır. Bakınız, 1997`de Özbekistan`da Fetullahçıların Kerimov`a suikast girişimi olmuştur. Peki ne oldu, Türkiye Özbekistan`la ciddi sorunlar yaşadı. Yine Amerika adına Türkiye, Azerbaycan`da darbe girişiminde bulunmuştu. O zaman Demirel Haydar Aliyev`e durumu iletmiş ve bu engellenmiştir.

Burada da yine Türkiye`nin Amerika adına Orta Asya`ya gittiği zaman istediği kadar türklük üzerinden istediği kadar bağ olsun, orada barınamamktaır. Eğer bir Turan fikri varsa, Bir Turan kurulacaksa Orta Asya ülkeleri, Türkiye, Rusya, Çin ile birlikte olacaktır. Çünkü o ülkelerin Türkiye, Rusya ve Çinle tarihi, kültürel bağları vardır. Bunlar bir birine rekabet amacıyla değil, işbirliği amacıyla kullanılmalıdır. Bu bağlar bir birine rakip değildir. İşbirliği halinde değerlendirildiğinde her kesin lehine olacaktır ve orada da zaten Amerika dışında bir savaş durumu da söz konusu değildir.

– Kafkaslar`daki durumu nasıl yorumlayabilirsiniz? Ermenistan`ın yeni hükümetinin yol haritası hala karanlık. Karabağ etrafında siyasi spekülasyonlar sürüyor. Zaman-zaman savaş sinyalleri geliyor bölgeden. Türkiye-Rusya ilişkilerinin Kafkaslar`daki sorunların çözülmesi istikametinde nasıl bir etkisi olabilir?

– Karabağ meselesine baktığımızda Minsk grubu artık miadını doldurmuştur, bir sonuç vermemektedir. Minsk grubunda yer alan batılı ülkelerin de Karabağ ile ve ya Güney Kafkasya ile ne tarihi ne de coğrafi bir alakası vardır. Çıkar anlamında da ya da milli güvenlik anlamında da hiçbir ilgileri bulunmamaktadır. Burada artık Karabağ meselesinin çözümünde Astana formatı hayata geçirilmeldir. Türkiye, Rusya, İran üçlüsünün Karabağ sorununun çözümünde aynı Suriye`de olduğu gibi işbirliği yapması durumunda bu mesele çok rahat bir şekilde çözülebilir.

Türk-rus ilişkilerinin gelişmesi tabi ki Azerbaycan`ın lehinedir. Azerbaycan`la da Rusya`nın ilişkileri bir taraftan gelişmektedir. Türkiye de Karabağ konusunda Rusya`yı daha çok Azerbaycan tarafına çekebilir. Diğer taraftan Paşinyan`ın batı yanlısı politikaları, batıcı kimliyi Moskova`da ciddi rahatsızlık yaratmaktadır. Bu da değerlendirilmelidir. Türkiye, Rusya, İran ve Azerbaycan burada birlikte haraket etme şansına sahiptir.

Diğer yandan bir savaşın yaşanması durumunda Ermenistan dezavantajlı durumdadır. Nisan savaşı bunu göstermiştir. Nisan savaşında Azerbaycan askeri anlamda savaşa hazır olduğunu, Ermenistan`dan çok daha üstün durumda bulunduğunu kanıtlamıştır. Burada altını çizmek gerekir. Karabağ sorununun çözülmemesinde çok dar bir kesimin çıkarı vardır. O da Karabağ klanı adlandırabileceğimiz gruptur.

Ermeni halkının çıkarı da Azerbaycan`la iyi ilişkiler kurmaktan, Karabağ`ın tekrardan Azerbaycan topraklarına geri dönmesinden geçmektedir. Neden, çünkü Karabağ sorunu üzerinden Ermenistan izole edilmiş durumdadır. Azerbaycan`la ilişkileri kötüdür, Türkiye ile ilişkileri yoktur. Gürcistan`la yine toprak sorunları kışkırtılmaktadır ve kendilerini tamamen ekonomik ve siyasi anlamda izole etmektedirler.

Karabağ`ın tekrardan Azerbaycan`a geçtiği taktirde Ermensitan`la Türkiye ve Azerbaycan`ın ilişkileri düzelme imkanına sahip olacak, ticaret ve ekonomik ilişkiler gelişecektir. Dolayısıyla yapılmalı gereken Karabağ klanının izole edilmesi, Astana formatının Karabağ meselesinde uygulanması ve Türkiye, İran, Rusya, Azerbaycan ve hatta ermeni halkının da kazanacağı bir politikayla Karabağ`ı Azerbaycan`a döndürmek için birlikte hareket edilmelidir ve bu mutlaka sonuç verecektir.

Konuştu: Kafkas Ömerov

www.yenicag.info

927