ABD baş düşmanı değiştirdi… Taliban barut fıçısı üzerinde

Kırgızistan Eski Başbakanı Cömert Otorbayev, küresel liderler ve uzmanları bir araya getiren “Project Syndicate” adlı sitede Afganistan’daki gelişmeler hakkında çok önemli bir ipucu verdi. Otorbayev, 28 Temmuz tarihinde yayınlanan makalede ABD ve Rusya liderlerinin bir araya geldikleri 16 Haziran Cenevre zirvesinde Afganistan konusunun görüşüldüğünü ve Putin’in Biden’a Tacikistan ve Kırgızistan’da bulunan Rus askeri üslerini kullandırtma sözü verdiğini açıkladı.

Neler oluyor? Orta Asya’da yıllardan beri Rusya’nın Güney’e inme planlarına karşı politikalar geliştiren ABD tamamen değişti mi? Elbette ki değişen ABD değil onun stratejisidir.

BAŞ DÜŞMAN DEĞİŞTİ, ABD ÇEKİLDİ

ABD küresel stratejisinde “baş düşman” olarak Çin’i belirleyince dünyanın bir dizi bölgesinde de politikasında değişikler yapmaktadır. Rusya baş düşman olarak kaldığı sürece ABD Afganistan’daydı, terör aslında bahaneydi. ABD oraya binlerce asker yolladı, can kaybı verdi, trilyonlar harcadı, genel strateji değişince geri çekilmekte bir an bile tereddüt etmedi. ABD’nin dünyanın çeşitli yerlerindeki tavrında bu tür şaşırtıcı (kimileri için hiç de öyle olmayan) değişiklikler önümüzdeki dönemin gündemini oluşturacaktır.

Sağcı politik bilimci Carl Schmitt, dış politikanın özünü “devlet olarak düşmanın kim olduğunu saptamak” olarak tarif eder. Diğer tüm politikalar ona bağlı olarak belirlenir. Mao Zedong ise aynı konuyu “baş çelişkiyi belirlemek” olarak açıklar. Nitekim 1990’lara kadar Çin (ve Çin’i izleyen Marksist-Leninistler) için baş çelişki üçüncü dünya ülkeleri ile iki süper devlet (yani Sovyetler ve ABD) arasındaydı. Çin ve Çinciler (Maocu değillerdi Çincilerdi tıpkı birilerinin Leninci değil Rusçu olmaları gibi) iki süper devlet arasında Sovyet sosyal emperyalistleri yani Sovyetler’in daha tehlikeli süper devlet olduğunu söyleyerek çeşitli olaylarda açıkça Amerikancı bir tutum almışlardı.

Çin ve Çin yanlısı Marksist-Leninistlerin o dönem skolastik teorilerle haklı göstermeye çalıştıkları Çin’in ABD ile işbirliği stratejisi ABD lideri Nixon’un 1972 yılında Pekin’e yaptığı ziyaret ve Çin’e politik ve parasal destek vaatleri sonucunda oluşmuştu. Bu anlaşma o dönem hasta olan Mao’nun eşi Çiang Çing, ülkenin ikinci adamı Lin Biao ve diğerlerinin itirazlarına rağmen gerçekleşti ve gerçekte devlet aklından ve katı çıkarlardan başka hiçbir temele dayanmıyordu. Sonunda gerçek Maocular tasfiye edildi, Çinciler kazandı. Mao’nun daha önce yaptığı kehanette dediği gibi “füzeler göklere yükseldi ama kızıl bayrak yere düştü”.

ÇİN’İN İHANETİ

Sovyetler Birliği’ne karşı ABD-Çin işbirliği amacına ulaştı. Sovyetler yıkıldı, Amerika kârlı çıktı, Çin de ABD yatırımları ve desteğiyle büyük bir ekonomik güç haline geldi. Bu işbirliği dünyadaki ilerici, laik, barıştan yana güçler için değil ama onlar için tam bir “win-win” projesi oldu.

Yıkılmış komünist blokun kalıntıları üzerinde zafer şarkıları söyleyen ABD, 1990’larda dünyanın tartışmasız tek egemeni görülüyordu. O dönemde dünyada çatışmaların sonuna gelindiğine inanılıyor hatta İslam dünyasına “ılımlı” İslamcılar eliyle demokrasi götürecek büyük (ve çılgın) projelerden bile söz ediliyordu. Şimdi ise bazıları kendilerini ve ülkelerini hâlâ o dönemde hatta daha da öncesi “Soğuk Savaş” içinde saysalar bile hem koşullar, hem de büyük güçlerin stratejileri tamamen değişmiştir.

ABD’nin Afganistan’dan askerlerini çekmesi bu değişimin sonucudur. ABD için artık Rusya’nın sıcak denizlere inme stratejisine karşı “containment-kuşatma” uygulama çabası ikinci dereceye düşmüştür. Dolayısıyla Afganistan’ı kontrol da, İslamcıların Rusya’ya karşı kullanıldığı “Yeşil Kuşak” da, Batı kampındaki bir takım İslamcı liderlerin korunup gözetilmesi de bir süreç içinde tarihe karışmaktadır.

ÖNÜMÜZDEKİ 50 YIL

Nasıl önce Nixon daha sonra ünlü diplomat Kissinger’in 1972-73’te Çinlilerle yaptıkları görüşmeler dünyanın 50 yılını değiştirmişse Biden-Putin Nisan 2021 zirvesi de önümüzdeki 50 yılın planlarını ilgilendirmektedir. Önce Çin’le anlaşıp Rusya’yı bir noktaya getiren ABD, şimdi de Rusya ile anlaşıp Çin’i hizaya sokma peşindendir ve Afganistan’daki gelişmeler de yine bu bakış açısıyla ele alınmalıdır. Örneğin, ABD’nin Taliban İslamcı rejimini yumuşatacak, “akla uygun” davranmaya çağıracak bir başka İslamcı rejimin taşeronluğuna ihtiyacı da, bunu talep etmeye niyeti de yoktur.

Odatv’de 4 Temmuz’da yayınlanan “Afganistan şapkasından IŞİD mi çıkacak?” başlıklı yazımda da belirttiğim gibi bu ülkenin içine düştüğü kaos ortamında IŞİD’in tıpkı Suriye’de yaptığı gibi bir ani parlama sonucu bölgede Pakistan ve Çin çıkarlarını tehdit etmesi beklenen bir olgudur.

BİDEN’IN IŞİD TESPİTİ

ABD Başkanı Biden’ın dün verdiği röportajda “IŞİD’ın Taliban’ın yeminli düşmanı olduğunu” dile getirmesi boşuna değildir. Ancak daha da büyük bir olasılık bugüne dek Pakistan tarafından desteklenen Taliban’ın İslamcılıkla maskelediği Peştun aşiretçiliğini Pakistan’a yayması ve oradaki baskın unsur Pencabilerle mücadeleye başlamasıdır. Bu gelişmelerden en çok rahatsız olan Çin Pakistan’daki dev yatırımlarını korumak için elinden geleni yapacağını açıklamıştır. Bu açıklamadan Çin’in kargaşanın ve cihatçı terörün kendi ülkesine yayılmasından da endişe duyduğu anlaşılıyor. Çin’in Taliban’ı desteklemesi, ABD-Rusya ittifakına karşı İslamcı yobazlığı, hatta rejimleri desteklemesi ve propagandasını buna yöneltmesi kendi açısından akılcıdır. Çin devleti aklı budur.

Öte yandan Afganistan’da da Taliban’a karşı direnişin bittiğini sananlar çok yanılıyor. Pencşir Eyaletinde devam eden savaş son bir iki günde Taliban’ın darbe yemesiyle sonuçlanmıştır ve ilerde Kuzey’e yayılıp Orta Asya’daki Rusya müttefiki ülkeler üzerinden ABD ve Rusya’nın ortak desteğini alabilir.

Daha da önemlisi Afganistan’daki milliyetler sorunudur. Taliban ülke nüfusunun en fazla yüzde 40’ını oluşturan Peştunları temsil etmektedir. ABD’nin 2001 müdahalesi sonrası kurulan hükümetlerde devlet içinde önemli pozisyonlar elde etmiş ve bölgelerinde nispeten zenginleşmiş olan Tacik, Hazara, Özbek, Aymak, Türkmen, Beluci gibi gruplar bu haklarından kolayca vaz geçmeyeceklerdir. Ayrıca Taliban ülkedeki tek İslamcı yapılanma olmadığı gibi tek terörist grup da değildir ve İslamcı ideolojide IŞİD ve Hakkani örgütleri örneklerinde görüldüğü gibi aşırılığın sınırı bulunmamaktadır.

TALİBAN BARUT FIÇISI ÜZERİNDE

Kabil’i ele geçirmiş olan Taliban bir barut fıçısı üzerinde oturmaktadır. ABD’nin tek bir tweet mesajıyla başlatacağı bir ekonomik ambargo bu fıçıyı patlatır, üstelik orada asker bulundurmaması dolayısıyla sorumluluğu da ortadan kalkmış olan ABD, hava yolu ve uzaktan müdahaleyle eskisinden çok daha etkin olacaktır. Afganistan’da açılan dönem hem yeni ABD-Rusya işbirliğinin bir sonucudur, hem de bu işbirliğinin sınanacağı bir ortamdır.

Kayahan Uygur

www.yenicag.info

145