Mehmet Perinçek: "Rusya, Azerbaycan ve Türkiye'nin ebedi düşmanı değildir" - ÖZEL RÖPORTAJ

Türk uzman, Moskova Devlet Üniversitesi Asya ve Afrika Ülkeleri Enstitüsü’nün profesörü, Türk Avrasyacılık Harekatı’nın lideri Mehmet Perinçek, Yeni Çağ Azerbaycan‘ın (Новая Эпоха) sorularını yanıtladı.

– Türkiye’nin muhtemel Suriye operasyonu gündemde. Operasyonun sinyallerinden hemen sonra birçok konuda Türkiye’nin çıkarlarları ile uyuşmayan bir Ortadoğu politikası sergileyen ABD, bu ülkedeki operasyon alanını terk edeceğini açıkladı. ABD, bir tarafdan gayri-meşru, yasadışı bir örgütü destekliyor, bir tarafdan da son anda taktik değiştirerek bölgeden çekildiğini ilan ediyor. Sizce ABD-Türkiye ilişkilerinde son durum nasıl? Washington’un Ortadoğu’daki asıl amacı ne?

Mehmet Perinçek

– Amerika’nın Suriye’den çekilme kararı bir tercih değil, bir zorunluluk. ABD, 1991 yılında Irak’a saldırı ile başlattığı savaşı artık kaybetmiştir. En önemlisi ABD’nin artık yenilmez olmadığı ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan küreselleşme ve tek kutuplu dünya sisteminin sonuna gelindiğini görüyoruz. Bu yüzden Amerika`nın Suriye`den geri çekilme kararı, yeni dünya düzeni kurulduğunun önemli bir işaretidir. Çünki bu karar, sadece bölgesel çapta etkili olacak bir karar değildir, tüm dünyada sonuçlar doğuracak bir karardır. Kısaca ifade etmek gerekirse Atlantik çağı bitmiştir ve Avrasya çağına girdiğimiz görülmektedir.

Amerika`nın Suriye`den geri çekilme kararının temelinde iki belirleyici faktör var. Bunlardan en önemlisi Suriye`de Esad`ın direnmesidir. Esad ve Suriye halkı hem Amerika`ya, hem de teröre karşı terörist gruplara direnerek ABD`nin geri adım atmasına yol açmışlardır. İkinci önemli faktör ise Türkiye, Rusya ve İran`ın biraraya gelmesidir. Bu ülkeler hem gerici teröre karşı, hem de bölücü teröre karşı güçlerini birleştirmişler ve ABD`nin planlarını yerle bir etmişlerdir. Çünkü IŞİD terörü de, bölücülük temelli PYD terörü de sonuç olarak ABD kaynaklıdır. ABD, önce IŞİD`i ileri çekmiş ve sonra da bölücü Kürt gruplarını IŞID`e karşı savaşıyormuş gibi göstermiş, bu sayede onların propogandasını yaparak onları meşrulaştırmak istemiş ve onlara sözde bir devlet kurdurmayı vadetmiştir. Ancak bağımsız bir Kürt devleti sadece bir hayal. Türkiye, İran, Irak ve Suriye`deki bu grupların arkasında Amerika da olsa, bu ülkeleri bölmek mümnkün değildir. En önemlisi geçen sene Irak`ın kuzeyinde düzenlenen Barzaniler`in bağımsızlık referandumu başarısızlığa uğramış ve tam bir fiaskoyla sonuçlanmıştır. Ancak tüm bunlara rağmen, Washington, kürt gruplarını silahlandırmaya, onlara destek olmaya, onları eğitmeye ve kışkırtmaya devam etmiştir. Şimdiyse onları ortada bırakarak bölgeyi terketmektedir. Şu an biz burada emperyalist kuvvetlerin tipik “Kullan ve at” politikasını tüm çıplaklığı ile görmekteyiz. Aynı politikayı Birinci Dünya Savaşı`ndan sonra da emperyalist devletler Ermenilere uygulamışlardı – önce onları kışkırtmış, kullanmışlardı ve daha sonra onları ortalıkta bırakarak gitmişlerdi. Şimdi de aynı politikayı Kürtlere uygulamaktadırlar. Tabii ki PYD ve PKK gibi terör örgütlerinin bölgeden gitmemesi için ABD`ye yalvardıklarını görüyoruz. İçine düşdükleri durum gerçekten utanç vericidir. Bölgeyi kan gölüne çeviren, halkları bir birine düşüren, kışkırtan ABD`nin bölgeden ayrılma kararı en çok doğal olarak, onların enstrümanları olan PKK ve PYD`yi üzmüştür. Artık PKK ve PYD için bir yol vardır, bu da ellerindeki Amerikan silahlarını bırakarak teslim olmalarıdır.

ABD`nin geri çekilmesinde önemli etkenlerden biri de Amerika`nın içerisindeki çatışmadır. Bu ülkenin kendi içinde bir savaşın olduğunu görüyoruz. Özellikle Trump`ın seçilmesinden sonra bu çatışma çok daha belirgenleşmiştir. Trump seçimlerden önce “Dünyayı değil kendi içimizi düzenleyelim, kaynaklarımızı dışarıyı değil, kendimizi düzeltmeye seferber edelim” gibi konuşmalar yapıyordu. Seçilmesine rağmen Trump tam anlamı ile iktidar olamadı. Belki de şimdi, Suriye`den çekilme kararı ile birlikte ilk defa seçimlerden önce söylediği şeyleri yapmaya başlamıştır, geri çekilme kararı almıştır, kendi tercih ettiği gibi siyaset izlemeye başlamıştır. Bu da ABD içindeki çatışmaların artacağının habercisidir. Sonuç itibariyle Suriye`den çekilme kararı, Amerika`nın kaybetmesi demektir.

– ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’ye Patriot savunma füzelerinin satışına uygulanan ambargoyu kaldırdı. Artık bu sistemin Türkiye’ye satışı onaylanmış durumda. ABD’nin bu adımı Ankara’nın Moskova’dan S-400 alımı sürecini nasıl etkileyecek? S-400 alınmayacağı yönünde yorumlar da yapılıyor. ABD-Türkiye ilişkilerinin iyileşmesi Rusya-Türkiye ilişkilerini nasıl etkileyecek?

– Şimdi şunun altını çizmek lazım: Atlantik “kampı”ndan kopmak ve Avrasya`ya yaklaşmak Türkiye için bir zorunluluktur. Rusya ile ilişkilerini geliştirmek de Türkiye için bir zorunluluktur. Çüünki Türkiye kendisine yönelik Batı`dan gelen tehdidi dengelemek, toprak bütünlüğünü korumak ve ekonomisini geliştirmek açısından Avrasya`yla, Rusya`yla ilişkilerini geliştirmek zorundadır. Bu zorunluluk bugün de devam ediyor. Amerika`nın geri çekileceğini açıklaması, daha her şeyin bitmiş olduğu anlamına gelmiyor. Amerika, Suriye`den çekiliyorsa, tüm planlarından da vazgeçecek değildir. Geri çekilirken yine kışkırtmalara devam etmek isteyecektir, Türkiye`yi yaralı bırakmak isteyecektir, Türkiye`ye ne kadar zarar verebilirse, o kadar zarar verecektir. Dolayısıyla Türkiye ile ABD arasındakı anlaşmazlık stretejik bir anlaşmazlıktır ve bu gün Batı`nın da en büyük korkusu Rus-Türk yakınlaşmasıdır. Bunu bozmak işin elbette çeşitli provakatif girişimlerde bulunucaklardır. Ama artık Türkiye-Rusya ilişkilerini bozmak neredeyse imkansız. Çünki iki ülke bir birine muhtaçtır. Bu tek taraflı bir muhtaçlık değil, iki taraflı bir muhtaçlık söz konusudur. En önemlisi ise Türkiye ile Rusya`nın bir araya gelmesiyle ciddi başarılar elde edilmiştir. Suriye`deki işbirliği bunun en iyi örneğidir. Dolayısıyla gelecekte de Rus-Türk ilişkileri daha ileri bir boyutlara taşınacak, çok daha stretejik verimlilik kazanacaktır. Patriot sistemini Türkiye`nin almasının bu meselede hiç bir önemi yoktur. Türkiye S-400 füze sistemlerini de almaktan vazgeçmeyecektir. Önümüzdeki süreçte de Türkiye hem siyasi, hem ekonomik, hem de askeri alanda Rusya ile ilişkilerini derinleştiricektir.

– Rusya-Türkiye ilişkilerini bozmak, en azından bu ilişkilerin önemini azaltmak için ABD’nin elinde büyük imkanlar var. Ayrıca ABD şirketleri tarafından Atom Elektrik Santrali yapımı ile ilgili bir teklif gelirse hem de bu teklif Ankara için çok daha hesaplı (ucuz maliyetli) olursa Türkiye’nin tutumu nasıl olur? Çünki artık Beyaz Saray Türkiye’yi kimseye kaptırmamakta kararlı gözüküyor…

– Bugün de, geçmişte de Batı`nın temel stratejisi Rusya ile Türkiye`yi karşı karşıya getirme üzerine kurulmuşdur. Türkiye ile Rusya ne zaman karşı karşıya savaştıysa bu, iki taraf için de olumsuz sonuçlar doğurdu. Türkiye ile Rusya ne zaman işbirliği yaptıysa, ittifak kurduysa hem kendi çıkarlarını daha rahat sağlamış, hem de bölgenin refahı ve barışı adına önemli adımlar atılmıştır. Diğer taraftan altını çizmek gerekir ki, artık ABD bölgede kaybedendir, geri çekilmektedir, söylediğimiz gibi ellerinde o kadar da böyük imkanlar yoktur. Şunu da söylemek gerekir ki, dünya enerji kaynaklarının büyük çoğunluğu da Avrasya`da bulunmaktadır. Türkiye ile Rusya, son dönemlerde enerji alanında da çok önemli adımlar atmaya başlamıştır. Türk Akımı projesi onların en önemlilerinden bir tanesidir. Ukrayna, ABD ve digerleri bu projeyi bozmak için çok çaba sarfettiler, fakat başarısız oldular. Türk Akımı projesi ile birlikte enerji alanında da Türkiye ile Rusya çok yakın ittifak kurmuştur. Bakın burada önemli bir mesele daha var: Şanghay İşbirliği Örgütü, enerji kulübünün dönem başkanlığını 2017`de Türkiye`ye vermiştir. Artık Türkiye Avrasya ülkeleri ile enerji konusunda sıkı bir işbirliği içerisindedir. Diğer taraftan Akkuyu Nükleer Santrali`nin inşası için çalışmalar çoktan başlamıştır ve bu saatten sonra bu projenin engellenmesi zaten mümkün değildir. Ayrıca şunu belirtmek gerekir ki, ABD`nin Türkiye`de nükleer enerji santrali yapmak gibi niyeti hiçbir zaman olmamıştır. ABD, tüm dönemlerde Türkiye`ye teknolojik imkanlar sağlamakta zorluklar çıkarmıştır. Rusya ise bu konularda Türkiye`ye çok daha avantajlı şartlar sunmaktadır. Önümüzdeki süreçte de Türkiye ile Rusya`nın enerji konusunda işbirliğinin daha da artacağını görüyoruz. Amerika`nın elinde bunu bozabilecek bir güç de bulunmamaktadır.

– Rus-Türk ilişkilerinin gelişmesine en çok sevinen belki de Azerbaycan oldu. Karabağ sorunun çözülmesi yönündeki beklentilerimiz bir sonuç vermedi. Rusya Karabağ’ın işgalini sürdürmek için Ermenistan’a her türlü yardım (ister siyasi, ister askeri alanda) veriyor. Moskova, 1827’ci yıldan başlayarak Erivan da dahil olmak üzere topraklarımızı nasıl Ermenileştirdiyse, aynı politikayı bu gün Karabağ’da uygulamaya devam ediyor. Bu konuda Türkiye’nin herhangi bir stratejisi var mı? Ayrıca ne kadar Rus-Türk ilişkilerinin iyileşmesinden, gelişmesinden konuşuyor olsak da Ermenistan’daki Rus üsslerinin Türkiye`ye karşı kurulduğu, uçaklarının ve oradakı füzelerinin rotasının Türkiye’yi gösterdiği hiçkimse için sır değil.

– Karabağ konusunda Rusya, şimdiye kadar statükonun, yani mevcut durumun korunmasından yana bir tavır sergiledi. Çünkü Moskova, olası bir Ermenistan-Azerbaycan savaşından kaynaklanacak bir ABD müdahelesinden korkuyordu. Rusya, ABD`nin bu çatışmayı bahane ederek bölgeye yerleşmesinden korkuyordu. Fakat bugün gelinen sonuç şu: Minsk Grubu`nun iflas ettiği net bir şekilde görülmektedir. Konunun en önemli yanıysa Rusya artık Ermenistan`ın ABD`ye taraf kaydığını görüyor. Özellikle Paşinyan`ın iktidar gelme süreci ve ardındaki süreçler Rusya`yı Ermenistan`a karşı ciddi şüphelere içinde olmaya itmiştir. Paşinyan`ın Batıcı, Amerikancı tarafları net bir şekildi görülmektedir. Avrupa`da en böyük ABD Büyükelçiliği Erivan`da bulunmaktadır. Onların çok net bir şekilde Rusya karşıtı çalışmalar yaptığı, Ermenileri Ruslara karşı kışkırttıkları belli. Tabii bu durum, Azerbayan`a ve Türkiye`ye Karabağ meselesinde Rusya`yı kendi taraflarına çekmek açısından ciddi bir fırsat vermektedir. Bu fırsat mutlaka değerlendirilmelidir.

Astana süreci önemli bir örnektir. Suriye krizinin çözülmesinde Astana sürecinin oynadığı bu rol, bu model, Karabağ sorununun çözümünde de uygulanabilir. Türkiye, İran, Rusya bir araya gelerek Karabağ sorununun çözülmesinde ortak hareket edebilirler. Tabii Ermenistan`ın izole edilmesi mümkün olabilir. Rusya açısından da “Türkiye ile Azerbaycan mı daha iyi ortak, yoksa Ermenistan mı daha cazip bir ortak?” diye baktığımızda bu sorunun cevabı çok nettir. Rusya`nın bu konuda Türkiye ve Azerbaycan`ın tarafını seçeceği çok açıktır. Tabii bunun için kafalardaki kalıpların mutlaka yıkılması gerekir. Her zaman “Rusya Ermenistan`ı desteklemiştir” fikri de doğru değildir. Bakın Kurtuluş Savaşı sırasında Lenin`le Atatürk anlaşmış, Türk ordu birlikleri ve Kızıl Ordu “Ermeni devleti kurulması” fikrini ortadan kaldırmışlardır. Ortak çıkarlar söz konusu olduğunda, iki ülke ittfak yaptığında Rusya`nın Ermenistan`ı desteklemediği, tam tersine Türkiye`nin ve Azerbaycan`ın yanında yer aldığı da tarihte görülmektedir. Hatta son 2-3 sene öncesine kadar kafalarda “Rusya PYD`yi destekliyor” tabusu hakimdi. Şimdi ise görünen o ki, eğer öyle olsaydı, Rusya ile Türkiye hiçbir zaman bir araya gelemezdi. Dolayısıyla kafalardaki bu kalıpların yıkılması ve Karabağ meselesinde Rusya`yı Türkiye ile Azerbaycan`ın yanına çekecek yöntemlerin konuşulması gerekiyor. Bunun için iyi bir zemin vardır. Ermenistan`ın Amerika`ya yaklaşması Türkiye ile Azerbaycan`a Karabağ konusunda önemli fırsatlar sunmaktadır.

– ABD öncülüğünde Batı’nın Rusya’ya uyguladığı ekonomik yaptırımlar bu ülkeyi çöktürebilir mi? Örneğin bu yöntemle Sovetler Birliği’ni çöktürdüler. Ambargonun artırılması artık Rusya ekonomisini dar boğaza sokmuş durumda. Rusya bu baskılara daha ne kadar dayanabilir?

– Bir defa artık dünya ekonomisinin merkezi Atlantic`ten Pacific`e kaymaktadır. Bunu hatta Amerikan ekonomistleri kendileri kabul etmektedirler. Artık Çin ekonomik anlamda bir dünya devi olmaktadır. Çin, istatiklerde artık birkaç yıldır, dünyanın en hızla büyüyen, gelişen ekonomisidir ve önümüzdeki 10-15 sene içerisinde dünyanın en büyük ekonomisi olacağı görülmektedir. Bir kez daha söylüyorum, dünyanın en zengin enerji kaynakları Avrasya`da toplanmıştır. Dolayısıyla artık Avrasya`da yeni bir ekonomik uygarlık ve güç ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan Rusya`ya karşı uygulanan ambargo Avrupa`da da eleştirilere yol açmaktadır. Bu ambargolardan Avrupa da şikayetçidir. Avrupa devletleri bu ambargonun Rusya ile kendilerine karşı olduğunu ifade etmektedirler. Uluslararası planda baktığımızda Rusya ekonomisini geliştirmek açısından çok ciddi müttefiklere sahiptir. Çin bunların başında gelmektedir. BRİCK ülkeleri ve hatta vurguladığımız gibi Avrupa ülkeleri dahil, her bir ülke Rusya ile ilişkilerini düzeltmek istemektedir. Burada artık kritik mesele dışarıdan gelen baskı değildir, Rusya açısından kritik mesele dış değil, iç sorundur. Ülkenin seçeceği, uygulayacağı ekonomik modeldir. Bugün Rusya iflas etmiş liberal politikaları ekonomide uygularsa, esas o zaman büyük zarar görecektir. Bakın Fransa`da son “sarı yelekliler” eyleminde de göründüğü gibi liberal ekonomi Avrupa`da bile iflas etmiş durumda. Bugün eğer Rusya liberal ekonomik politikadan vazgeçerse, kendisine yöneltilmiş ekonomik tehditleri de çok rahatlıkla püskürtebilir. Şu an Rusya açısından daha büyük tehdit içeride uygulanan neo liberal ekonomik politikadır. SSCB`nin yıkılmasında ve yıkıldıktan sonra Rusya ekonomisinin çöküşünde de en önemli rölü bu neo liberal ekonomik politika oynamıştır. Bu yüzden Rusya daha kamucu ve toplumcu ekonomik siyasete yönelmelidir.

– Avrasya – Türk-Slav ittifakının kurulmasını isteyen Rusya’nın Kafkaslar’daki ve Orta Asya’daki siyasi baskıları bu jeopolitik projenin gerçekleşmesini mümkünsüz kılıyor. Siyasi-felsefi olarak Avrasya Birliği, Rusya’nın asıl hedefi mi, yoksa Batı ile ekonomik savaş döneminde yalnız kalmamak için yaptığı bir aldatmaca, taktik mi?

– Bir şeyi çok net anlamamız lazım. Avrasyacılık sadece Rusya`nın stratejisi değildir. Avrasyacılık bütün Avrasya ülkelerinin stratejisidir. ABD tehdidine karşı koymak, o tehdidi dengelemek ve kendi toprak bütünlüğünü sağlamak, milli güvenliğini temin etmek açısından Avrasyacılık bütün bu ülkelere lazımdır. Çünkü karşılıklı tehdit büyüktür, güç büyüktür. Bu tehdite tek başına karşı koymak mümkün değildir. Bu tehditle ancak ulusal çapta ittifak zincirleri kurarak savaşmak mümkün. İşte Avrasyacılık burada ortaya çıkmaktadır. Rusya da diğer Avrasya ülkeleri gibi Avrasyacılığa muthaçtır. Bu konuda karşılıklı bir muhtaçlık söz konusudur. Avrasyacılık Rusya için bir yayılmacılıktan önce Amerika karşısında kendisini korumak için lazımdır. Avrasyacılık bütün ülkelerin bağımsızlığına saygıyı, hiç bir ülkenin diğerinin içişlerine karışmamasını ve eşit şartlarda ittifakını öngörmektedir. Rusya, 1990`lı yıllardan önceki gibi bir yayılımcı politika uygulayacak durumda da değil. 1990`lardan önce SSCB ve ABD dünyanın paylaşılmasında rekabet halindeydiler. Fakat 1990`larda Sovyetler dağılmış, ardından Rusya`nın kendisi bölünme tehdidiyle yüz yüze kalmıştır. Rusya, 90`lardan önce “dünyayı paylaşanlar” kampındayken artık “paylaşılanlar kampına” düşmüştür ve Amerika`nın uyguladığı politikayla savaşmak zorundadır ve Avrasya ülkeleri ile işbirliğine mecburdur. Bu yüzden Avrasyacılık sadece Rusya`nın çıkarlarına değil, tüm ülkelerin çıkarlarına uygunur. Baktığımızda bugün PKK/PYD`yi Türkiye`ye karşı kimi desteklemektedir? Rusya`yı değil, Amerika`yı. Türkiye`nin ekonomisine kim baskılar yapmaktadır? Rusya değil, ABD yapmaktadır. Dolayısıyla Türkiye`nin kendisine yönelik olan tehdite karşı Rusya ile birleşmesi, yan yana gelmesi gerekmektedir. Aynı ihtiyaçlar Rusya açısından da geçerlidir. Bu bakımdan Avrasyacılık bütün ülkelerin stratejisidir. Daha önce ifade ettiğim gibi, Azerbaycan`ın Karabağ`ı geri kazanması açısından Avrasya stratejisi önemli bir rol oynayabilecektir.

Konuştu: Kafkas Ömerov

www.yenicag.info

12.2 K