Cahillerin İlber Ortaylı derdi: Bir alimi taşlamak milletin hafızasına saldırıdır
Bazen susmak en doğru tercih gibi görünür. Çünkü seviyesiz bir söze cevap vermek insanı istemeden de olsa o seviyeye çekebilir. Ama öyle anlar olur ki susmak artık mümkünsüzdür çünkü mesele artık tek bir insanın meselesi değildir – bir milletin hafızasının, bir ilmi mektebin ve bir kültürün meselesine dönüşür.
Son günlerde sosyal medyanın tozlu, karanlık köşelerinde garip bir manzaraya tanıklık ediyoruz. Kendi yaşadığı mahallede bile tanınmayan, ciddi bir akademik çalışması, araştırması ya da kitabıyla bilinmeyen bazı kişiler, dünyaca saygı duyulan bir alim hakkında hüküm vermeye kalkışıyor.
İnsan ister istemez soruyor: Bu cesaret nereden geliyor?
Söz konusu olan öyle bir alimdir ki ömrünü kitapların tozuna, arşivlerin sessizliğine ve tarih ilmine adamıştır. Dünyanın farklı ülkelerinde konferanslar vermiş, üniversite amfilerinde ayağa kalkılarak karşılanmış, yedi sekiz dil bilen ve Türk tarih düşüncesinin en önemli simalarından biri kabul edilen bir isimden bahsediyoruz.
Ama bazı insanların sorunu tam da budur. Onlar büyüklüğün emeğini çekmemişlerdir. Bu yüzden büyüklüğü ancak taş atarak ölçebileceklerini zannederler.
Çünkü bazı insanlar için tanınmanın iki yolu vardır: ya büyük işler yaparsınız ya da büyük insanlara taş atarsınız.
Birincisi emek ister. İkincisi ise ucuz bir popülizmdir.
Ama unuttukları bir şey var: yel kayadan ne götürür ki…
Bir milletin saygı duyduğu, Türk dünyasının ortak değerlerinden birine dönüşmüş bir alime atılan sözler onun itibarına dokunamaz. Çünkü o isim artık tek bir insana ait değildir. O isim artık bir mekteptir, bir hafızadır, bir tarihtir.
Ama insan yine de sormak istiyor:
Sen kimsin ki böyle konuşuyorsun?
Senin hangi kitabın var?
Senin hangi araştırman var?
Hangi öğrencinin hayatına dokundun?
Hangi ilmi çevre senin adını saygıyla anıyor?
Bu soruların cevabı olmayan birinin büyük bir alim hakkında konuşması yalnızca bir şeyi gösterir: dikkat açlığını ve derin bir kompleks duygusunu.
Tarih böyle insanları çok görmüştür. Gürültü çıkaranlar bir süre konuşulur, sonra unutulur. Ama ömrünü ilme adayanlar milletlerin hafızasına yazılır.
Çünkü bazı isimler artık sadece bir insanın adı değildir.
Onlar bir milletin değerine dönüşür.
İlber Ortaylı da işte böyle isimlerdendir.
Böyle isimlere atılan taşın kaderi ise hep aynıdır: taş düşer, isim yerinde kalır.
Çünkü İlber Ortaylı sadece bir tarihçi değildi. O, kitap raflarında sessiz kalmış tarihleri yeniden konuşturan, arşivlerin sessizliğini milletin hafızasına dönüştüren bir alimdir. Onun sesi yalnızca amfilerde değil, koca bir coğrafyanın düşüncesinde yankılanır.
O yalnızca bilgili bir akademisyen değil – bir mekteptir. Her konuşması, her dersi, her kitabı genç nesiller için bir yön, bir yol haritasıdır. Tarihi sadece olaylar zinciri olarak değil; kültür, kimlik ve hafıza olarak anlatabilen nadir alimlerdendir.
Bazen bir milletin kaderinde öyle insanlar olur ki onların adı artık bir kişinin adı olmaktan çıkar. Bir düşüncenin sembolüne dönüşürler. İlber Ortaylı da işte böyle simalardan biridir. Türk dünyasının farklı coğrafyalarında onun adı saygıyla anılır, fikirleri dinlenir, sözünün ağırlığı kabul edilir ve edilmeye de devam edecektir.
Onun engin bilgisi, keskin zekâsı, kendine özgü üslubu ve tarihe duyduğu sonsuz sevgi onu sadece büyük bir alim değil, aynı zamanda büyük bir kültür insanı yapmıştır. O yalnızca geçmişi anlatmazdı – milletin hafızasını korurdu.
Ve belki de bu yüzden bu kadar saygı görmüştür. Çünkü saygı zorla kazanılmaz. Saygı yılların emeğiyle, sadakatiyle ve dürüstlüğüyle kazanılır.
İlber Ortaylı bu emeğin ve zekânın yaşayan bir örneğidir ve hafızalarda da böyle kalacaktır. Ona taş atanları ise çağdaşları taşlayacak, tarih ise onları hatırlamaya bile gerek duymayacaktır.
Tenzile Rüstemhanlı
Azerbaycan Milletvekili











