Benzerleşen insan, gerileyen sivil davranış: Modern toplumun sessiz krizi
Ekonomik stres, dijital çağın baskısı ve kültürel benzerleşme… Modern insanın öfkesinin, tahammülsüzlüğünün ve empati kaybının ardında yalnızca bireysel sorunlar değil, derin bir toplumsal dönüşüm yatıyor.
Giderek daha gergin, daha tahammülsüz bir toplum haline geliyoruz. Sokakta, trafikte, iş yerinde, hatta sosyal medyada en küçük anlaşmazlık bile büyük bir öfkeye dönüşüyor. Oysa bir toplumun kalitesi, bireylerinin birbirine nasıl davrandığıyla ölçülür.
Bu artan agresyonun arkasında yalnızca ekonomik sıkıntılar ya da siyasi kutuplaşma yok. Asıl mesele, insanların ruhsal ve zihinsel dünyalarındaki farklılıkların yeterince anlaşılmaması. Her bireyin stresle baş etme biçimi, duygusal dayanıklılığı ve dünyayı algılayışı farklıdır. Fakat modern yaşam bu farkları törpülüyor; insanları birbirine benzetiyor, tepkileri aynılaştırıyor.
Psikolojiye göre, çocukluk döneminde duygusal ihmal yaşayan bireyler yetişkinlikte daha yüksek öfke ve stres tepkileri gösteriyor. İnsanların kronik kaygı veya depresyon belirtileri bunun da sosyal ilişkilerde sabırsızlık ve empati eksikliğini artırdığını gözlemledim. Kısacası bireysel travmalar, zamanla toplumsal davranış biçimlerine dönüşüyor.
Felsefi bakış açımsa birey farkında olmadan toplumun öğrettiği davranış kalıplarına hapsoluyor. Günümüz insanının kimliksizleştiğini, sürekli değişen sistemler içinde tutunmak için başkalarına benzemeye çalıştığı, sonuçta özgün birey yerini benzer tepkiler veren bir kalabalığa bırakır.
Dijital çağ bu aynılığı daha da derinleştiriyor. Sosyal medya platformları, görünürde özgürlük sunsa da, insanları benzer düşünce akışlarına yönlendiriyor. “Yankı odası” denilen bu dijital ortamlar, farklı görüşleri dışarıda bırakarak toplumu tek sesli hale getiriyor. Aynı haberleri okuyan, aynı içerikleri paylaşan, aynı tepkileri veren bir kitle ortaya çıkıyor.
Küreselleşmeyle birlikte kültürel sınırlar da bulanıklaştı. Artık aynı dizileri izliyor, aynı markaları kullanıyor, aynı yaşam biçimlerini benimsiyoruz. Bu, görünürde bir birlik hissi yaratsa da, aslında derin bir kimlik aşınmasına yol açıyor. Birey, kendi sesini kaybettikçe sivil davranışın en temel ilkesi olan empati de zayıflıyor.
Yeni yasa ve sistem düzenlemeleri de bu dönüşümün bir parçası. Dijital haklar, veri gizliliği, çevrimiçi etik kurallar gibi alanlarda benzer yasalar uygulanıyor. Bu da davranışları küresel ölçekte standartlaştırıyor. Düzen sağlanırken özgünlük kayboluyor.
Bugün insanların aynı şekilde öfkelenmesi, benzer şekilde tepki vermesi ya da aynı fikirlerde buluşması rastlantı değil. Aynı stres kaynaklarına maruz kalan, aynı bilgi sistemlerinden beslenen, aynı kültürel kodlarla yaşayan bireylerin doğal sonucu bu.
Ama bu tablo değişebilir. Çözüm, bireyi yeniden anlamaktan geçiyor. Bence her şeyin farkında olan bireyler farkında olmayanlara ruhsal, zihinsel yardımlarda bulunmaları gerekir. Herkesin yolculuğu ayrı olsa da topluluğu ancak böyle koruya bilir, geliştire bilir ve dünyayı daha yaşana bilir hale getire biliriz. Yani ruhsal farkındalığı güçlendirmek, farklılıkları tehdit değil, zenginlik olarak görebilmek gerekiyor. Çünkü sivil bir toplum, kurallarla değil, birbirini anlayabilen insanlarla mümkündür.
Teknoloji, yasa ve sistemler değişse de insanın özü aynı: Anlaşılmak, saygı görmek ve huzurla yaşamak. Gerçek dönüşüm, işte bu özle ve birbirimizle yeniden bağ kurduğumuzda başlayacak.
Şimdi birlik olma zamanı..
Kübra Jafari











