İran’da yanlışlara karşı yapılan daha büyük yanlışlar - Tenzile Rüstemhanlı yazıyor
Tarih bazen halklara aynı dersi farklı sahnelerde tekrar tekrar gösterir. Libya bu sahnelerden biriydi. Bugün ise aynı senaryonun gölgesi İran’ın üzerine düşüyor.
Merhum Libya lideri Muammer Kaddafi’nin kızı Aişe Kaddafi’nin İran halkına hitaben söylediği sözler, bir baba kaybıyla yanıp tutuşan bir kadının feryadından daha fazlasıdır. O, babasının kaderi üzerinden halkları uyarıyor: “Batı’nın gülüşüne inanmayın.”
Çünkü Libya da bir zamanlar “reform”, “özgürlük” ve “demokrasi” sözleriyle avutulmuştu. Sonuçta ise bir devlet yıkıldı, bir halk kaderin insafına bırakıldı.
Bugün İran’ın içinde ciddi sosyal ve insani sorunların olduğunu inkâr etmek mümkün değil. Kadınlara yönelik tutum, zorunlu başörtüsü, ifade ve protesto özgürlükleri – bunlar vardır ve değişmelidir. Bunu kimse inkâr edemez ya da meşrulaştıramaz. İran, insan hakları ihlalleri bakımından dünyanın baş sıralarındadır. Sadece 35 milyonluk Azerbaycan Türkünün ana dilinde eğitim alamaması gerçeği bile bunun için yeterlidir.
Ama başka bir gerçek daha var: iç huzursuzluklar her zaman dış planlar için en elverişli zemini oluşturmuştur.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın ülkede yaşanan şiddet olaylarıyla ilgili söyledikleri — camilerin yakılması, insanların diri diri yakılması, başların kesilmesi — sadece iktidarın kendini savunma retoriği değildir. Bunlar, Orta Doğu’da defalarca gördüğümüz kaos yönteminin tanıdık izleridir.
Libya, Suriye, Irak… Hepsinde önce “halk hakları” denildi, sonra silahlar konuştu.
Bugün İran’ın çevresinde yaşananlar bana 2011 yılındaki “Arap Baharı”nı hatırlatıyor. O bahar bazı ülkelere özgürlük değil, uzun süreli bir kış getirdi. Parçalanma, yoksulluk, iç savaş…
Ben mollalar rejiminin taraftarı değilim. İran yönetiminin yıllardır Azerbaycan Türklerine karşı uyguladığı ayrımcılık ve baskılar benim için kabul edilemezdir. Ben ve ailem İran’daki rejime karşı mücadelenin ön saflarında yer aldık. Eşim Sabir Rüstemhanlı’nın Ayetullah Hamaney’e hitaben yazdığı mektup bugün hâlâ İran’da en çok tartışılan yazılar arasındadır. Ancak tüm bu adaletsizliklere rağmen, bir halkın dışarıdan tasarlanan bir senaryonun kurbanı olmasını da isteyemem.
İran bugün sadece İran değildir. O, bölgenin son “kalelerinden” biridir. Bu kale yıkılırsa, dalganın nereye kadar gideceğini düşünmemek saflık olur. Bir sonraki hedefin Türkiye olma ihtimali de hiç uzak bir senaryo değildir.
Buradaki asıl mesele rejim sevgisi değil, devlet aklıdır.
Kaddafi’nin kızının dediği gibi:
“Kurtla pazarlık koyunu kurtarmaz, sadece bir sonraki yeme dönüştürür.”
Eğer İran halkı değişim istiyorsa, bu değişim kendi iradesiyle, kendi aklıyla, kendi milli mantığıyla olmalıdır. Dışarıdan gelen “özgürlük paketlerinin” içinden çoğu zaman bombalar çıkar.
Beni en çok düşündüren ise İran’da yaşayan milyonlarca Azerbaycan Türkünün kaderidir. Eğer bu ülke parçalanma yoluna sürüklenirse, en büyük darbeyi yine kimliksiz ve savunmasız kalan bizim gibi halklar alacaktır. Dileğim, İran Türklerinin ya kendi devletçilik haklarını kazanması ya da en azından güvenli ve eşit bir federatif model içinde yaşayabilmesidir.
Kısacası:
Yanlışları eleştirelim.
Haklarımızı talep edelim.
Ama başkalarının oyuncağı olmayalım.
Tarih bunu bize çok pahalıya öğretti.
Tenzile Rüstemhanlı
Azerbaycan Milletvekili











