Şeytana secde edenlerin yolu: “Epstein” skandalı ve güç, şantaj, çürüyen vicdanlar - Tenzile Rüstemhanlı yazıyor

media-ads-468x60

Bu dünyayı kimlerin eline bıraktık, Rabb’im? Gökler susuyor, toprak ağlıyor, insan ise kendi gölgesinden bile korkuyor.

Bir zamanlar insan ömrü kutsal sayılırdı. Anne ninnisi dünyanın en güvenli kalesiydi. Çocuk gülüşü baharın ilk çiçeği gibi korunurdu. Bugünse sanki zamanın rüzgârı o çiçekleri koparıp karanlık dehlizlere savurdu. İnsan hayatı pazar malı gibi ucuzladı, çocuk kaderi görünmez ellerin masasında alınıp satılıyor, kadın ise sevginin simgesi olmaktan çıkarılıp çirkin savaşların acımasız silahına dönüştürülüyor.

Bir anne olarak soruyorum.

Bir aydın olarak soruyorum.

Bir insan olarak haykırıyorum: Bu nasıl bir dünyadır?

Her sabah güneş doğuyor, ama insanlık biraz daha batıyor. Her gün yeni bir haber geliyor: kaybolan çocuklar, kırılan hayatlar, dağılan aileler. Devletler kürsüler kuruyor, sözler söyleniyor; ama bu sözlerin arasında çocukların çaresiz feryadı kaybolup gidiyor.

Bir zamanlar bu karanlık senaryoları sadece ekranlarda görürdük. İtalyanların çektiği “Sprut” adlı bir dizi vardı. Orada mafyanın gücü kurşunda değil, insan ruhunun zayıf noktalarını ele geçirmekte gösterilirdi. İnsanların gizli hayatları kayda alınır, vicdanları kasetlerde esir tutulurdu. Senatörler, generaller, devlet adamları görünmez zincirlerle bağlanırdı. O zaman ekran başında oturup düşünürdük: Bu bir filmdir. Bir hayaldir. Hayat böyle olamaz.

Ama hayat filmleri aştı.

Film gerçeğe dönüştü.

Gerçek ise daha acımasız bir senaryo yazdı.

Bugün insan kaderi gizli dosyaların, karanlık arşivlerin, “kompromat” denen zincirlerin elinde tutsak. Özel hayat artık insanın sığınağı değil; onu yönetmek için kurulan bir tuzağa dönüştü. Demokrasi diyen diller bazen zincirin öbür ucunu tutan ellere dönüşüyor. Adalet diyen kürsüler kimi zaman sessiz pazarlara çevriliyor.

Dünyayı sarsan Epstein skandalı ise bu çürümüş sistemin yalnızca görünen yüzüdür. O, buzdağının suyun üzerinde kalan küçük bir parçasıdır. Adının geçtiği listeler, bağlantıda olduğu nüfuzlu çevreler, kurduğu ağların büyüklüğü gösterdi ki mesele tek bir kişinin suçu değildir. Bu, yıllarca kurulan, korunan ve susturulan büyük bir mekanizmanın izidir. Hâlâ cevapsız sorular var: Kimler korundu? Hangi isimler gizlendi? Hangi gerçekler karanlık odalarda saklandı? Kamera arkasında hangi rezilliklerin üstü örtüldü? Bu soruların cevapları gizlendikçe insanlık hakikate değil, yalnızca izin verilen kadar bilgiye ulaşabiliyor.

Sonra dünyaya ilan ediyorlar: Biz adalet getiriyoruz.

Hangi adalet?

Bebek gözyaşını görmeyen adalet mi?

Ananın feryadını duymayan adalet mi?

Kadını silaha dönüştüren adalet mi?

Bu adalet değildir. Bu, insan ruhunun üzerine çekilmiş karanlık bir perdedir. Bu, görünmez bir aklın kurduğu şeytani bir düzendir.

Bugün din adına konuşan ama dinin ruhunu yaralayan şebekeler toplumların içine kök salmış durumda. Kutsal sözler maskeye dönüştürülüyor. İman pazara çıkarılıyor. İnsan Tanrı’ya yaklaştığını sanıyor, ama onu karanlık uçurumlara götüren yollarla aldatılıyor.

Açıkça söylüyorum: Bu çirkinliklerin hiçbirinin dinle ilgisi yoktur. Bu ne İslam’ın, ne Hristiyanlığın, ne de insanlığın yoludur. Bu yalnızca karanlığa secde edenlerin, şeytanın, iblisin yoludur.

Bu karanlık bugün ortaya çıkmadı. Tohumu yıllar önce ekildi. Sınırlar açıldı ama aynı anda maneviyatın kapıları da kırıldı. Özgürlük adıyla ruhlar saptırıldı. Modernlik adıyla kökler kesildi. Küresel değerler denilerek milletlerin hafızası silinmeye çalışıldı.

En ağır darbe aileye vuruldu. Çünkü aile milletin kalbidir. Kalp durursa beden yaşayamaz. Kadın korunması gereken bir değer olmaktan çıkarılıp ideolojik savaş alanına sürüldü. Namus alaya alındı. Şeref, eski kitapların sararmış sayfaları gibi sunuldu.

Ve biz izledik.

Bazen korktuk.

Bazen sustuk.

Bazen de gerçeği söyleyenleri biz taşladık.

Bugün gençler kimliğini yitirmişse, ruhen yorulmuşsa, kutsal kavramlar ona yabancı geliyorsa bilin ki bu tesadüf değildir. Kimliği olmayan insan kolay yönetilir. Kutsalı olmayan insan her kapıyı açar.

En korkuncu ise insanın içindeki ışığın sönmesidir.

Ama hâlâ geç değil.

Hâlâ annelerin duası var.

Hâlâ vicdanın sesi tamamen susmadı.

Hâlâ bu milletin ruhu toprağın altında kor gibi yanıyor.

Bir çıkış yolu var.

O yol değerlere dönüş yoludur.

O yol insanın kendi köküne, kendi ruhuna dönüşüdür.

O yol Tanrı’yı siyasetin aracı yapmadan, siyasetin karanlığından Tanrı’ya sığınmaktır.

Aksi hâlde dünya daha da kararacak.
Ve karanlık her zaman önce çocukları yutar.

Tenzile Rüstemhanlı
Azerbaycan Milletvekili

media-ads-468x60

Döviz Hesaplayıcıwidget-title-icon

Veriler CBAR'dan alınmıştır: 05.02.2026

media-ads-160x600
media-ads-160x600